Pabucumun organiği

Eren’in doktoru Hülya Sonugür, bir muayenemizde, çocukların beslenmesi üzerine konuşurken, “Doğal olanı tercih edin, illa organik olsun diye uğraşmayın, çünkü o da bir sektör artık ve ulaşabildiğiniz kadar doğalına ulaşmaya çalışın. Mesela, kuru bakliyatınızı paketli değil de, pazardan, açıkta satılanlardan alın” demişti. Ben bunu, “Bulabildiğimin doğalını, bulamadığımın organiğini alırım” olarak yorumlayabilmiştim kendi beslenmemizde.

 

 

Organik meselesi, çok dikkat edilen, önemli denetimlerden geçen, sertifikalandırılması meşakkatli bir süreç olduğu için, organik sertifikalı bir ürün gördüğümde gözüm kapalı alıyordum. Hayret, hiçbir şeyi öyle gözüm kapalı yapmazken, konu “organik” olduğunda ne bağlamışsa basiretimi artık?! Belki zamanında organik tarım yapmak için didinen bir arkadaşımın, süreci anlatması beni büyülemişti, “Owww ne güzel…” demiştim.

 

 

Neyse, Eren’e ilk çikolatasını organik, tam bitter almıştık, büyük boy bir çikolataydı, çok acıydı, o zamanlar hatırlıyorum, üzerini okumuştum, herhalde ilk yedireceğimiz çikolatayı bileyim istemiştim, hiç sorun yoktu, yedi filan.

 

 

 

Sonra, illa çikolata yemek istediği zamanlarda, aynı markanın küçük boyunu aldık. Geçenlerde yine, Beyoğlu’ndaki organik markete gittik arkadaşımla, aldım çikolatayı, “Aay bir bakayım üzerine” dedi, o da nesi?!!! İçinde glikoz şurubu var, emülgatör var! Ne derler? Şok oldum, olduk. Nasıl ya? Nasıl olur? Glikoz şurubu koyduğun bir ürüne nasıl organik sertifikası verirler? Sen organik ürün üreticisi olarak nasıl böyle “zehir”li bir maddeyi katarsın? Aynı çikolatanın büyük boyunda yok ama! Bu da ayrı bir saçmalık, o zaman neden küçük boyuna koyarsın ki?

 

 

İlk şoku atlatmıştım ki, Yasin’in çocuklara çikolatalı bisküvi alası gelmiş, almış, “Madem alacağım, organik alayım” demiş. Aynı yanılgı, aynı gözü kapalılıkla alıp çıkmış, yedirmiş çocuklara, bir paketi de açılmadan eve gelmiş. “Üzerini bir okuyayım” dedim, ana! Dur fotoğraf koyayım:

 


Şimdi, emülgatör, glikoz şurubunu katıyorsan “Organik”im diye çıkmayacaksın. Organiksen, bunları koymayacaksın. Koyacaksan, deşifre edilmeyi göze alacaksın. Zaten neden organik seçiyoruz? En çok bunlar yok diye- idi. Şimdi elimi attığımın üzerini okuyorum. Hülya Sonugür’ün söylediğine geldik, çoktan gelmişiz hatta.

 

 

Mesela, marketlerin organik bölümlerinde, kış ayında “Organik domates” satıyorlar. Kışın, organik olsa ne olur o domatesten. İşte, Hülya Sonugür’ün “Doğal olanı alın” demesinin en büyük nedeni bence. Sen doğaya aykırı bir üretim yapıyorsan, organik olsan kaç yazar?!

 

 

Burada organik ürünleri karalamak istemiyorum ama gözünüz kapalı da almayın! Çünkü masum görünen o yüzü çok aldatıcı olabiliyor.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*