Üzüm ve elma sirkesi yaptım, oldu

Teee yazın köye gitmiştik hani, ben biri hasta iki çocukla konserve işine girişmiştim, tabi bu sadece bizatihi girişimim, ailenin diğer fertleriyle yaptığımız bidon bidon turşu kurmak, meyve sebze kurutmak, onu bunu ayıklamak, bağdaki 80 ceviz ağacını hasat etmek, elma, armut ağaçlarını da eklersek, neredeyse yumurtlayacak boyuta ulaşmıştım.

 

 

Hep yaptığım, sebzeleri yıkarken sirke damlatma meselesinde sık sık okuduğum “Ama kendi yaptığınız sirkeleri damlatın” cümleleri beni “Ay onu da mı ben yapacağım arkadaş, marketten alıveririm, bu kadar da takılmayacağım, valla bak yoksa kafayı yiyeceğim” olarak geri püskürüyordu tarafımdan.

 

 

Günlerden bir gün, işte biz köye gidince, bağdaki kilolarca üzüm karşımda bana bakarken, “Len bu kadar üzüm yenir mi? Akrabalarla paylaşırsın sen de… Yok yok yine çok, tüketene kadar bozulur ya da bildiğin kahvaltı, kuşluk vakti, öğlen, akşam, gece oturum üzüp yiyeceksin ya da sirke yaparım ben bunları, ne var ki?” dememle, o işe de burnumu sokmuş oldum. Bi onu yapmadığım eksikti çünkü. Babaannemi, halamı soru yağmuruna tuttum, “Nasıl yapıyorsunuz?” dedim, ikisi de farklı yöntem söyledi, biri, “Üzümleri koy temiz bir cam kavanoza, sapıyla, çöpüyle, çekirdeğiyle, üzerine su koy, kapat ağzını, 5 ay bekle, sonra aç ağzını, süz, tuzunu koy, kapat ağzını 3 ay daha beklet!”, diğeri “Üzümü sapıyla, çöpüyle, çekirdeğiyle, eziğiyle büzüğüyle, kapat ağzını 2 ay bekle, dibine su salacak, bir kaba süz, yoğurarak süz ama, iyice suyu çıksın, üzerine, tadına bakarak su koy (Tadına bir kere baktım kafam oluyordu), sen kendi damak zevkine göre su ekledikten sonra tuzunu koy kapat ağzını ve 3 ay beklet!”. “Elma için nasıl yapayım?” diye sorduğumda, ikisinin de cevabı “Aynı üzüm gibi” oldu, “E o zaman armutun da sirkesi olur!?” dedim, “Oluur” dediler. Daha sonra bu fikrimi birçok meyveyle karşılaştığımda yineleyecektim, “Ne yani, senden de sirke yaparım bak kafamı bozma” diyecektim.

 

 

Neyse, tariflerden bu ikincisi bana daha uygun, daha kişiye özel bir tarif gibi geldiğinden onu yaptım. Eve geldik, üzümlerden bir kısmını yenmek üzere dolaba kaldırdım, geri kalan kilolarca üzümü yıkadım pakladım, kavanozlara tıktım. Elmaları kabuklarıyla, çekirdeğiyle, çöpüyle, küp küp böldüm, onları da kavanozladım, inzivaya çekildiler, doğruyu söylemek gerekirse, 2 aya kalmadan çoktan sularını salmışlardı, bazılarının etrafı yeşil yeşil küf gibi olmuştu ama ben üşendiğimden hemen süzmemiştim ama küfleri görünce bir panikledim, hemen halamı aradım “Ayyy hala bunlar yeşil yeşil oldu, bozuldu mu acabaaa?” dedim, “Yok kızım olur, normal” dedi, “ohhhh” …

 

 

 

Keyfimin kahyası geldiğinde çıkardım kavanozlarından, koca bir tasın üzerine tel süzgeci koydum, hepsini içine döktüm, başladım mıncık mıncık yoğurmaya, epey bilek gücü, kol kası lazımmış meğer, kollarımda derman kalmadı ama üzümden hala su çıkıyordu, asidinden ellerim kaşındı bütün gece. O esnada Yasin’in telefonunda fotoğraflar da çekmiştim, burada sizlere servis edeyim diye, sonra Yasin telefonunda yer kalmayınca ilk benim üzümle mücadelemi silmiş. Yani anlayacağınız onların fotoğrafı yok ama diğerlerini çektim.

 

 

 

He unutmadan, kavanozun kapağını açmanla, kafanın olması bir oluyor, yani en azından bende, bir büyük içmişim etkisi yarattı, dünyam karardı:) Sonra bir de tadına bakıp su katma seremonisi de eklenince, teyyy teyyy sabahlar olmasın inşalllah…

 

 

Şimdi bana sorsan, “Yani arkadaş, ne kadar su kattın sirkeye?” diye, “Tadına bakıp, uygun bulduğun ana kadar su katacaksın” şeklinde aynı şeyi söyleyeceğimi düşünebilirsin ama ben “Etraf dönmeye başladığı anda duur artık, daha içme!” diyeceğim. Hadi sen beni takma, birinci söylem üzerinden git. “Peki ne kadar tuz katacağım?” diye sorsan, “Ben her zamanki gibi göz kararı kattım, himalaya tuzu vardı elimde, 2 çorba kaşığı koydum ama seni bilmem” diyeceğim. Sen de o dakika bunu tariften saymayabilirsin ama haksızlık edersin, hadi itiraf et, sen de birçok şeyi göz kararı yapıyorsun, kulak memesi kıvamında bitiriyorsun işlemi ya da ne bileyim bunun gibi birçok yemeği göz kararı hallediyorsun artık, bence bu sana iyi bir rehber olabilir. O kadar yaptık sonuçta, oldu mu? Oldu vallahi. Sen de yapabilirsin.

 

 

 

Şu an, hala henüz elma sirkesi yapmış değilim ama 2 koca kavanoz üzüm sirkem, bir o kadar sirke olmayı bekleyenim var. Süzüp, ağzını kapatıp 3 aylık inzivaya yatırdığında, üzeri küf gibi, dibi tortu birikmiş olabilir, 4 bilene sordum “Oluuuur, 3 ay sonunda ağzını açınca onu bir kepçeyle, kaşıkla ya da neyse, al üzerinden, zararı yok” dediler.

 

 

Ben susayım sirkem konuşsun artık.

 

 

Yeni yıl hediyesi: Bu üzüm sirkesini yapan eller, yazıya yorum bırakanlardan 2 kişiye, yarım kiloluk kavanozda elma sirkesi göndermez mi? Gönderir. Haydi anacım, sizi yorumlara alayım. “Böyle yeni yıl hediyesi mi olurmuş, diğer bloggerler…” mevzuuuna girmeyin, vallahi alınırım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

11 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*