Konu çok DERİN 2

Sinem dün gece göndermiş yazısının 2. bölümünü, sabah görünce, “Tüh uyumuşum” dedim. Bir solukta okudum. 

Sinem’in anlattıkları o kadar hayati ki, şimdi buradan bakınca, ne kadar yalnız kalmış aslında. Kimseye bir şey diyememek, açıklayamamak ama bir şeyler olduğunu görmek… Ne büyük bir sıkışmışlık hissi… 

NOT: Daha önce de söylediğim gibi “Konu çok DERİN” başlığında bir yazı dizisidir bu, Sinem’in anlattığı… Ben de sizlerden  10 dakika kadar önce okuyup yayınlıyorum. Devamını ben de bilmiyorum. 

Sinem’in diğer yazısını buradan okuyabilirsiniz. 

Söz Sinem’de

    Kimsenin beni anlamadığını ilk Eren ve Derin’in doğduğu gün düşündüm. Bir seyler hissediyorum, bir sorun var biliyorum ancak kimse beni anlayamıyor, içimde bir huzursuzluk, endişe ve korku vardı.

Ilk gün ameliyat ve doğum sonrası sancılarım olduğu için bitkin hissediyordum kendimi. Burada çoğunlukla ilk gün yeni doğanlarla daha çok hemşireler ilgileniyorlar. Ertesi gün hemşire direkt sabahtan pompayla geldi, anne sütü almak için benden. Mert’te emzirmede çok sorunlar yaşadığım için, bu sefer rahat olacağım, stres olmayacağım diye sürekli telkin ettim kendimi. Mert’i emzirmeyi çok istedim, yapmadığım, denemediğim yöntem kalmadı. Akupunktur, bitkisel çaylar, özel yiyecekler, saatlerce pompa vs. ne yazık ki, hiç biri fayda etmedi. 3 ay, anne sütünü ek gıdayla beraber verebildim, sonrasında sütüm tamamen kesildi. Bu sefer farklıydı ama, ilk pompalamamda süt geliyordu. Hemşire kahvaltıdan sonra Eren ve Derin’le beraber geldi. “Özel yatakta yatıyorlar çünkü Derin’in vücut sıcaklığı çok düşük, zayıf doğduğu için vücut ısısını ayarlayamıyor” dedi. “Sadece tek neden zayıf doğmuş olması mı?” diye sordum. Aldığım yanıt tabii ki de “Evet”ti. Sormaya devam etmedim nasıl olsa o da “Her şey yolunda” diyecekti, diğer herkes gibi. Eren’i kucağıma verdi “Haydi emzirmeyi deneyelim” dedi. Derin’e baktım uyuyordu, içimde bir sızı, garip bir his vardı. Eren’i yatırdım göğüsüme, birkaç denemeden sonra tuttu ve emmeye başladı, uyuya kaldı. Hemşire yatağına kardeşinin yanına yatırdı. Derin’i uyandırmaya çalıştı ancak ne fayda uyuyordu minik prens. “Siz gidin ben hallederim” dedim. Yaklaşık 15-20 dk. sonra çok zayıf bir ağlama. Bu çocuk ağlayamıyor diye düşündüm, kucağıma aldım çok güçsüzdü. Ameliyatında verdiği zorlukla oturdum ve göğüsüme yatırmaya çalıştım yok, beceremiyor, strese girmiştim. Hemşireyi çağırdım yardım edin beceremiyorum ben galiba dedim. “5 dk. sonra geliyorum” dedi. Tekrar geldiğinde elinde biberon vardı. “Hayır, emzirmek istiyorum” dedim. “Daha yeni ve zayıf doğdu emmeye gücü yetmez şimdi” dedi. Eren emebiliyordu ama. Çok soru sormadan aldım biberonu elime, sütü yutamiyordu. Nasıl anlatayım bilemiyorum, sanki balık sudan çıkınca böyle yutkunur gibi ses çıkarır, garip ağız haraketleri yapar sanki nefes alamıyor gibi, gırtlaktan garip sesler cikariyordu. Yutmak çok zordu ancak ben ne bilebilirdim ki aslında bunun disfaji (yutma bozukluğu) olduğunu. Sonra ağzından burnundan süt gelmeye başladı ve nefes alamiyordu. Hemen yüzüstü çevirdim ve düğmeye bastım hemşire için. Hemşire geldi “Bu çocuk yutamıyor”dedim. “Erken doğan bebeklerde olabiliyor bu tarz sorunlar” dedi. Hala her şey normal miydi yani? Benim dışımdaki herkes için, evet. Her şey normaldi de onun için mi topuğundan sürekli kan alınıyordu? Öğlene doğru yine Derin için biberonla geldi hemşire. Uyuyordu Derin, uyandırmak için altını değiştireyim dedim. Aldım kucağıma ilk kez çıplak gördüm Derin’i, aşırı ince kolları vardı. Yatınca bacakları iki tarafa ayrılıyor, sanki kurbağa gibi; istemsizce hareketler yapıyor, ayaklarını başına değdirebiliyor, aşırı bir esneklik, garip, anlam veremediğim bir durum vardı ortada. Bezini bağladım, giydirdim ve biberonla sütünü vermeye başladım. Aynı daha önce olduğu gibi yutamıyordu. Derin’in yüzü yüzüme bakacak şekilde çevirdim, boynundan tuttum, hafif oturur pozisyona getirdim, biberonu verdim bir yudum aldıktan sonra biberonu çektim önce yutması için bekledim. 30 sn. kadar sürüyordu bir yudum sütü yutması ve hep garip sesler çıkarıyor, boynuna bakınca yutmasının ne kadar zor olduğunu görebiliyordum. Şaşkın bir şekilde bakarak devam ettim. Ilk beraber günümüzü, böyle geçirdik.

   Sabah yine sütünü aynı hafif oturur pozisyonda verdim. Aynı sorun devam ediyordu, Eren’i emziriyordum, hiçbir sorun yaşamıyorduk. Öğlene doğru Derin’in yine biberonunu verirken nefes borusuna kaçtı, morardı, nefes alamıyor, mosmor olmuştu. Nasıl hemşire odasına koştuğumu bilmeden, bağırdım “Ölüyor yardım edin” diye. Hemşire aldı ne yaptı, nasıl yaptı bilemiyorum, benim için film kopmuştu. Sonra sadece bana sandalye getirdiklerini hatırlıyorum. Bir süre sonra odama geldim, yattım hiçbir şey düşünmeden öylece yatıyordum. Hemşire çocuk arabasıyla içeriye girdi, “Derin’i almaya geldim” dedi. Ben yüzüne bakıyordum sadece ve devam etti “Çocuk bölümüne ultrasona götürüyorum” dedi. “Ne ultrasonu, ben de geliyorum” dedim hemen. Hemşire, çocuk bölümünün kampüsün diğer tarafında olduğunu, ameliyatlı olduğum için o kadar uzun süre yürüyemeyeceğimi söyledi. Aldı Derin’i ve gitti. Bu arada ben zamanımı Eren’le beraber geçirmeye çalıştım ama ne fayda kafam Derin’deydi. Ne yapılıyor? Ne ultrasonu? bir yandan endişe bir yandan da bir sorun olduğunu gören birileri oldu diye düşünüyordum. Yaklaşık 1 ya da 1 buçuk saat sonra geldi Derin. Hemen çocuk arabasına gittim. vücudunda hala yapışık kablolar ve çocuk arabasının içinde yine çıkarılmış yanına konmuş kablolar. Kucağıma aldım şapkasını çıkardım, saçlarına yapışmış jel gibi bir şey vardı kafasında. Hemen hemşireye döndüm, bu ne? diye sordum. Hemşire ” fontenell (bıngıldaktan) ultrason yapıldı, kan dolaşımına bakmak için” dedi. Neden? diye sordum ancak yanıt her zamanki gibi sadece emin olmak amaçlı, güçsüz, zayıf doğan çocuklarda yapılan sıradan bir yöntem ve önemli bir şey olmadığıydı. Eşimi aradım hemen telefonla, olanları anlattım o da şaşırmıştı. “Bir sorun, bir şey olduğunu düşünmeseler yapmazlardı”dedi. Acaba anlaşılmaya mı başlanmıştım? Hastaneye geldi ve doktorla görüştü. Odaya geldi ve “her şey yolunda” dedi. Hemşirenin dediklerini tekrarladı bana. Sanırım sorun bende demeye başladım. Galiba lohusalık, duygusallık falan filan ben abartıyorum diye düşünmeye başlamıştım. Ne de olsa ben hep en ufak bir şey de doktora koşan, yeni doğan bebeğini kimseye öptürmeyen, bütün emzik ve biberonları her gün kaynatan, dezenfekte eden, çocuğunu kucağına almadan önce mutlaka elini yıkaması gerektiğini düşünen, organik yedirmeye çalışan, çikolata, jelibon, beyaz şekerli, çocuğunun yemeğine tuz ve baharat koymayan, çoğunun uyku ve yemek saatine göre hayatını planlayan garip bir anneydim herkes için. Mert’te  (ilk oğlumda) beni herkes böyle tanımıştı. Bu nedenle de duygu ve hislerim dikkate alınmıyor, “Huyu böyle, havadan nem kapan bir kadın” olarak görülüyordum. İşin kötü tarafı ben bile böyle düşünmeye başlamıştım artık kendimle ilgili.

                                  

  

Toplam 5 gün hastanedeydik. Derin’in yutma problemleri devam ediyor, topuğundan sürekli kan alınıyor şeker değerlerine bakılıyordu. Son gün taburcu olmadan önce çocukların mutlaka çocuk doktoru kontrolünden geçmesi gerekiyor. Doktor odasına gittim sabahtan bebeklerimle. Çok tatlı bayan bir doktordu. Önce Eren’i kontrol etti. Yeni doğan refleksleri, nefes alıp verme, kilo, baş çevresi ölçümü, kalça ve vücut yapısı vs. “Her şey yolunda çok sağlıklı bir bebek” dedi. Sıra Derin’e gelmişti. Yatağından aldım, önce tartının üzerine yatırdım. Doktor “Kardeşine göre daha zayıf, daha hassas bir bebek” dedi. Eren’e yaptığı kontrolleri Derin’e de yapmaya başladı. “Yeni doğan refleksleri biraz zayıf gibi geldi bana” dedi. Kaldırdı, yatırdı, (Çocuk sanki düşermiş gibi, boşluğa bırakırmış gibi) refleks kontrolleri yaptı. “Güçsüz bir bebek çok yoğun ilgilenmeniz gerekiyor, bir daha ki doktor kontrolünde mutlaka kalça ultrasonu yapılsın” dedi. Birinin benim endişelerimi desteklerçesine konuşmasına şaşırmıştım. Anlaşıldığımı düşünerek ve buna güvenerek “Her şey yolunda mı Derin’le ilgili?” diye sordum. Doktor bana “Bilemiyorum, çok küçük, daha biraz beklemek gerekiyor, çocuk doktorunuzla mutlaka bunları konuşun” dedi.

DERİN

Eveeeeeet beni anlamıştı ama Derin’deki güçsüzlük olarak tanımladığımız durumun, aslında Floppy-infant-Syndroms  (hipotonik infant; bu bebekler kurbağa bacağı adı verilen pozisyonda yatarlar, eklemlerde artmış hareket serbestliği, reflekslerin daha az olması, bebeğin çekişe karşı direnç göstermediği ve oturur duruma gelmediği ya da oturur pozisyona gelse bile başın hemen düştüğü görülür. Hipotonik bebekler koltuk altlarından kaldırıldıklarında, kişinin ellerinin arasından kayar ve baş öne doğru düşer.) olduğunu söylememişti, ancak ben şimdi, yani 4 yıl sonra öğrendim bunu.

     

Öğle saatlerinde Ralf geldi ve artık eve gitme vaktimiz gelmişti. Hastane beni çok yormuştu. Ilk doğum tecrübem gibi duygusal, mutlu ve huzurlu değildi bu sefer farklıydı her şey. Sadece eve gitmeyi ve Mert’e sarılmayı ve Eren’le Derin’i kendi yataklarına yatırmayı istiyordum ancak korkuyordum da. Derin’e, daha önce olduğu gibi acil bir durum olduğunda bana yardım edecek hemşire ve doktor yoktu. Bu beni çok korkutuyor ve endişelendiriyordu. Oysa ki ben anneydim, tecrübem vardı, daha önce bir bebeği 2 yaşına kadar getirmiştim. Ama şimdi Derin’in altını değiştirmeye ve sütünü vermeye korkar olmuştum…

                                             

                                                        ……………………………..

                                                                           Sinem Özden Schmidt

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*