Konu çok DERİN 3

Evimize geldikten sonra, içimde bir rahatlama vardı. Hastanede nedense hep kendimi kötü hissederim zaten. Derin’in yutma problemleri devam ediyor, eşim Derin’e biberonunu vermeye cesaret edemiyordu. Ara ara Derin’i emzirmeye çalışıyordum. (Konuyu biraz hızlı geçeceğim burada). Eve geldikten bir hafta sonra, anne pasaportu (bilemiyorum Türkiye’de var mı? Almanya’da Mutterpass olarak geçiyor. Hamile kaldığınız ilk günden itibaren her kontrolde,  kilo alımı, ultrason bilgileri, belirgin sorunlar, kan grubu, yapılan testler kısacası tüm bilgiler doğuma kadar ve doğumla ilgili bilgiler, bebekte yapılan ilk kontrol, kilosu, boyu baş çevresi, refleksler ve ilk testler yazılıyor.) ve sarı kitapçığı (vorsorge untesuchungs Heft olarak geçiyor, bu kitapçığa doğumdan sonraki kontroller, yıllık kontroller ve teşhisler yazılıyor. Okul çağına kadar yıllık bilgiler buraya işleniyor. Doktora gittiğinizde bütün doktorlar aşağı yukarı çocuğunuzun gelişimini buradan görebiliyor.) aldım ve çocuk doktorumuza gittik. Hastanedeki doktorun dediği gibi, Derin’le ilgili her şeyi anlattım. Kalça ultrasonu yapıldı, kontrolden geçti. Her şey normal dedi. Bizim doktorumuz da anlamadı beni, ben de artık zaten sorunun bende olduğunu düşünüyor, çok fazla endişelerimden ve hislerimden bahsetmiyordum kimseye. Derin’in yutma problemleri yaklaşık 1 ya da 1 buçuk ay sürdü. Sonra Annemin dediği gibi toparlanmaya başladı. Bir sabah farkettim ki saçları dökülüyor. Sadece başın ön kısmında, okşadıkça saç kalıyordu elimde. Hafta sonu olduğu için çocuk doktorumuz çalışmıyordu. Eşim hastaneyi aradı durumu anlattı. Doktorla görüştü hastaneye gitmemizi gerektiren bir durum olmadığını,  yeni doğan erkek bebeklerde olan bir durum olduğunu ve hormonlardan  (bebek kordon aracılığı ile anne vücudundaki hormonları da alıyormuş, doğumdan sonra bu hormonlar birden bebeğin vücudunda kesilince saç dökülmesi ya da kız bebekler de kanama ve göğüsten süt gelmesi normal olabiliyormuş) kaynaklandığını söylediler. Çok yoruluyor gece Derin’e bir şey olacak korkusu ile uyuyamıyor, bir yandan Eren ve Mert’le uğraşıyordum.  Eşim Derin’i kucağına bile almaya korkuyor, altını değiştiremiyor, sütünü vermeye korkuyordu. Her şey yolundaydı da neden benim dışımdaki herkes Derin’in ihtiyaçlarını yerine getirmeye korkuyordu? Yanıtını ben de bilmiyorum, bu gün sorduğumda da yanıt alamıyorum.

derin

Derin kilo almaya başlamış, biraz daha güçlenmişti. Hala hatırladığım, Derin’in Eren’e oranla daha hareketsiz olduğu ve daha çok uyuduğu. Yutma problemleri düzene girmiş ve benim içimdeki endişeler de azalmıştı.

Sonrasında Derin öyle bir kilo almıştı ki Eren’i geçmişti. O, o kadar problemlerle dünyaya gelen bebek bambaşka bir bebek olmuştu. Endişelerim geçmişti ve her şey normale dönmeye başlıyordu artık bizim için. Sonraki aylarda, oturma zamanı geldiğinde biraz geç kaldığını düşünüyordum, ancak doktor normal olduğunu, ikiz bebeklerin motorik olarak daha geç gelişme gösterdiklerini söylüyordu. Otururken sık sık devriliyor yanlarına ve arkasına yastıklardan destek yaparak oturtmaya çalışıyordum. Yanlış hatırlamıyorsam eğer 9 aylıkken düşmeden oturmaya başlamıştı. Derin hiç emeklemedi, yerde sürünerek ilerliyordu, aynı  askerler gibi.  Ama her çocuğun emeklemek zorunda olmadığını, okuduklarımdan dolayı biliyordum. 17 aylık olduğunda tek başına yürümeye başlamıştı. Mert 11 aylıktı yürüdüğünde bana geç geliyordu Derin’in yürümesi. Gerçi çok endişelenmemi gerektirecek bir durum yoktu. Çünkü Eren 18 aylıktı yürüdüğünde, doktorumuzun da dediği 18 aylığa kadar normal olduğuydu. Ancak yürüyüşü farklı, çok denge kaybı yaşıyor  ve çok sık yere düşüyordu. İşte o zaman yine Ralf’a Derin’in kalçasında bir sorun var dedim. Yine, içimde bir his bir sorun var demeye başlamıştı. Hep yavaş bir çocuktu Derin, hoplayamıyor, koşamıyor, uzun süre yürümek istemiyor, merdiven çıkmaksa hiç istemiyordu. Keyfine düşkün bir çocuk olarak tanımlıyorduk onu. Bazen o kadar huzursuz oluyor, merdiven başına gelince ağlamaya başlıyor, uzun süre yürümek istemiyor hemen kucak istiyordu. Bir çocuk bir insanı bu kadar yorar diyordum. Ben de “Sen büyüdün artık, tek başına çık merdiveni ya da tek başına yürü artık” diye tartışıyordum onunla. Hep en arkada kalır, “Ben yürüyemiyorum, kucağına al” diye çığlıklar atarak ağlardı sokak ortasında.

derin buyuk

Eren ve Derin iki buçuk yaşında kreşe başladılar. Anneler bilirler, çocuklar kreşe başladıkları ilk sene çok hasta olurlar. O nedenle işe başlamayı düşünmüyor, biraz tadını çıkarıyordum, çocuksuz vakit geçirmenin. Kreş öğretmeni Derin’in dik oturmadığını hep bir koluyla destek aldığını, hep eğri oturduğunu farkettiğini ve altını değiştirmek için yatırdığında ve kaldırırken kafasını tutamadığını (yeni doganlar gibi ellerinden tutup oturma pozisyonuna getirirken başı tutamaması) söyledi. Benim dışımda ilk kez, biri birşeyler görmüştü. Şaşkındım. Ben hep Derin’i yattığı yerden kaldırırken, boynunundan tutup ona destek verirdim. Doğduğundan beri böyle olduğu için bana normal geliyordu artık, Derin’in başını tutamaması. Yıllık kontrolü için randevumuz vardı bir hafta sonra zaten ve o zaman doktor ile konuşacağımı söyledim. Bizim kendi çocuk doktorumuz emekliye ayrılmış, muayenehanesini başka bir doktora devretmişti. (çok ta iyi oldu 🙂 )

sinemderin

Bir hafta sonra doktora gittiğimizde Derin’i anlattım. Merdiven çıkmak istemediğini, çabuk yorulduğunu, koşamadığını, hoplayamadığını vs. Bizi, tanıdığı çocuklarla ilgili uzman olan bir ortapedi uzmanına yönlendirdi. 2 hafta sonrasına hemen randevu verdiler. Gittiğimizde aynı sorunları ona da anlattık, muayene etti. “Hiç istemesem de röntgen çekmemiz gerekiyor boyun ve omurilikten” dedi. Röntgenden sonra Derin’de aşırı lordoz (omurilikte, bel kısmındaki çukurluğun artması, hamile bayanlarda son hamilelik  dönemlerinde olduğu gibi) o nedenle koşamadığını ve boyun kısmında dropped head (düşük baş) sendromu olduğunu ve Köln Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji bölümüne gitmemizi söyledi. Kendisi de aynı zamanda orada çalıştığı için “Benim adımı verin selam söyleyin erken randevu versinler” dedi. Benim içime tarif edilemez bir korku düşmüştü. Hemen doktora sordum “Nöroloji ile ne alakası var bu durumun?” diye. “Sadece her şeyin yolunda olduğundan emin olmak istiyorum. Tedbir amaçlı.” diye yanıtladı ve daha fazla konuşmak istemedi. Ertesi gün hemen çocuk doktorunu aradım ve anlattım. “Çok korkmayın, doktor çok dikkatli bir doktordur, emin olmak için gönderiyordur” dedi. Sonrasında hemen hastaneyi aradım randevu için, en erken 3 ay sonra randevu verebileceklerini ve bunu da bizim ortapedi uzmanının hatırına olduğunu, yoksa normalde daha uzun süre bekleme süresi olduğunu soylediler. O üç ay boyunca içim içimi yedi, ortopedik bir sorunla nörolojinin ne alakası olabileceğini bir türlü anlayamıyordum. Ralf beni rahatlatmaya çalışıyor ve sadece tedbir amaçlı olduğunu söylüyordu. Sanki herkes anlaşma yapmış gibi, sürekli bana aynı  cümleleri kullanıyorlardı ama onların ne dedikleri umurumda değildi, ben zaten bir sorun olduğunu en başından beri biliyordum. Zaten kimse anlamamıştı beni o güne kadar, şimdi de anlaşılmayı beklemiyordum artık. Bir yandan da çalışmak istiyor ve kendim için bir şeyler yapmak istiyordum artık. Ne de olsa, çocuklar kreşe gidiyor gün içinde zamanım vardı kendim için bir şeyler yapabilmeye. Araştırmalara başladım ve yüksek okul yapmaya ve meslek değiştirmeye karar verdim. Bununla ilgili kursa başladım. Annelik rolü dışında, hayatta başka bir rolüm olsun, üreteyim istiyordum.

5 Kasım 2014′ te randevumuz gelmişti. Hastanede beklerken, ben de bir korku, titreme, sürekli ellerim terliyor (ki hiç olmaz aslında bana), dakikalar geçmiyordu. Doktor geldi, bizi çağırdı… ve o gün benim hayatımda unutamayacağım bir gün oldu. Hani, herkesin hayatında vardır böyle günler asla unutamam dediği. Aşık olduğu gün, evlendiği gün, hamile kaldığını öğrendiği gün, bebeğini kucağına aldığı gün vs. Hayır bunların hiçbiri ile kıyaslayamam. 5 Kasım öyle bir gündü ki… İşte ben bugünü asla unutamam. Hayatımı, hayatımızı bir günde  değiştiren gün…

………………………….

Sinem Özden Schmidt

Sinem’in diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*