Konu çok DERİN 5

Hayattaki zorluklar, hastalıklar, insanı nasıl bir yere getiriyorsa artık, Sinem tam da o yerde. Konu çok DERİN 5 ve Sinem’le baş başa bırakıyorum sizi. 

   Artık herkes, hislerimin sadece kuruntu olmadığını ve ortada ciddi bir sorun olduğunu görmeye başlamıştı, ancak kimse, yine benim hissettiklerim kadar kötü bir durum olmadığına inandırmaya çalışıyordu beni. Doktor kontrolünden sonra, kimsenin ne dediği ya da düşündüğü beni ilgilendirmiyor ve ben zaten, çok büyük endişe duyulması gereken bir durum olduğunu biliyordum. Yaptığım tek şey okumaktı. Önce bildiğim dillerde okudum, yetmedi çeviri programları kullanarak bilmediğim dillerdeki yazılanları da. Ancak okuduğum her yazıda, hangi dil, ülke olursa olsun çocuk yaşlarda belirti vermeye başlayan kas hastalıklarının hiçbirinin bir tedavisi olmadığıydı. Kas hastalıklarında söyle bir durum var, hastalık ne kadar erken belirti verir, yani semptomlar ne kadar erken başlarsa o kadar kötü olduğuydu. Diğer hastalıklarda hep duyduğumuz erken teşhisin önemi, kas hastalıklarında geçerli değildi. 

 

 

 

   Bu süre zarfında çocuk doktorumuzu aradım. Durumu anlatmaya çalışıyordum, ne mümkün ağlamaktan konuşamıyordum bile. Çocuk doktorumuz bir anda sanki psikolog olmuş beni dinliyordu. Kendisinin de iki çocuk babası olduğunu, beni çok iyi anladığını ve elinden geleni yapacağını söyledi. Hastanede gittiğimiz doktorun adını sordu. İsmini verdim. Çok iyi bir doktor olduğunu ve işinin piri, kesinlikle söylediklerine güvenilecek bir doktor olduğunu söyledi. Sevinmeli miydim bu duyduklarıma? Belki evet, çünkü gerçekten iyi bir doktorun gözetiminde olduğumuzu bilmek güzel, ancak ben sevinemedim, çünkü bu kadar iyi bir doktor, elinde kesin test sonuçları olmadan, teşhis koyarcasına konuşmaz. Doktor bize “Oğlunuzda nöromusküler bir hastalık olduğunu düşünüyorum, sanıyorum, tahmin ediyorum” tarzında “belki”li konuşmadı. Doktor bize Derin’in nöromusküler bir hastalığı olduğunu söyledi! Bir şey görmüş, bir şey biliyordu ki, bizimle kesin konuştu. Çocuk doktorumuz üniversiteden tanıdığını ve şimdi telefonla arayıp, hastanedeki doktorla konuşacağını söyledi. Önce evet dedim bekleme süresi iki gün. Ne de olsa, böyle şeyler hep uzun sürer. Hayır. Bu sefer farklıydı 20 dk. sonra telefon açtı çocuk doktorumuz. Doktorla konuştuğunu, doktor raporlarının genelde uzun sürdüğünü bu nedenle testlerle ilgili sonuçlar çıkınca telefonla, rapor yazmadan önce bildireceğini söyledi. Şaşırmıştım. Teşekkür ettim ve kapattım telefonu. 10 dk. geçmedi hastanedeki doktor aradı, meğerse başhekim yardımcısıymış. O, Derin’le çocuk gibi oynayan doktor. Nasıl olduğumu sordu. Iyi olmadığımı söyledim ve başladım yine ağlamaya. “Çok acı çekiyorum” diye, adamın karşısında hüngür hüngür ağladım. Doktor sözümü kesmeden dinledi beni dakikalarca. Bana söz verdi, “Oğlunuz için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Test sonuçları ile ilgili bir bilgi aldığım taktirde direkt arayıp haber vereceğim.” dedi. Telefonu kapattık. İçimden, evet,  yeni bir sakinleştirme metodu diye, doktorun sözlerini pek ciddiye almadım. 

 

 

   Bu arada benim halim gerçekten berbattı. Ne aynaya bakıyor, ev kıyafetlerimle çocukları kresten alıyor, yemek yemiyor, şiş, kıpkırmızı gözlerle dolaşıyordum ortalıkta. Bu arada başlamış olduğum kursu da bıraktım. Evden dışarı çıkmıyor, kimseyle görüşmüyordum. Ralf beni uyarmaya çalışsa da dinlemiyordum. “En azından ailenin telefonuna çık, çok konuşma, sadece, en azından iyi olduğunu söyle. Onlar uzaktalar ve çok endişelendikleri, kaç kere aramalarından belli. Bu çok bencilce.” diye uyarmaya devam etti Ralf. Haklı olduğunu söyledim ve ailemle tekrar iletişim kurmaya başladım.  Ailem, Ralf herkes Derin’i bırakmış benimle ilgili daha çok korkular ve endişeler duymaya başlamışlardı. Bu arada çocuklar için sadece görevini yapan okula bırakan, okuldan alan, yanlarında onlara tek başlarına bir şey olmasın diye bekçilik yapan biri olmuştum. Birgün mutfakta oturuyorum, Derin geldi bana oyuncak köpeğini getirdi. “Ben hep ona sarılıyorum rahatlatıyor, şimdi köpeğim sana gelmek istedi belki sen de rahatlarsın.” dedi, köpeğini dizelerimin üstüne koydu ve oturma odasına gitti. Bir anda şok olmuştum. Çocukların yanında ağlamamaya çalışıyordum, bu yeter sanıyordum, oysa ki onlar farketmişlerdi. Sonra kendi kendime “Sen kimi kandırıyorsun” dedim. Sanki ben ağlamayınca onlar benim üzgün olduğumu görmüyorlar mıydı? Ben öyle sanıyordum. Ne de olsa çok kitap okumuş, çocukları düzgün yetiştirmem için, bir sürü pedagog ve psikologdan feyz almıştım. Saçmaymış. Köpek elimde çevirip duruyorum bir yandan da düşünüyorum, “Çocuklar anladı ters bir şeylerin olduğunu ne yapacaksın şimdi?!” diye, çözüm, daha doğrusu yalan üretmeye çalışıyordum. Hayır dedim. Oturma odasına gittim, televizyonu kapattım ve hepsinin beni dinlemesini istedim. Bir yandan düşünüyor, nasıl anlatacağımı, ne diyeceğimi bilemiyordum. Ne de olsa Mert 5, Eren ve Derin 3 yaşındalardı. Nasıl anlayacaklar beni diye düşünüyordum. Onlara “Anne bu aralar gerçekten çok üzgün”dedim ağlamaya başladım. Hepsi bana bakıyordu. Mert “Anne ağlıyor musun ?” dedi. Duraksadım, hayır ve evet yanıtı arasında gidip geldim ve “Evet” dedim. Derin’le beraber doktora gittiğimizi, tam olarak ne olduğunu bilmediğimizi sadece bir hastalıkla ilgili doktorun düşündüğünü, söyledim. “Derin’in ateşi mi var?” diye sordu Mert. Ağlarken gülümsedim bir an. “Hayır, tam olarak biz de bilmiyoruz öğrendiğimizde size de söyleyeceğim. O nedenle üzgünüm, üzgün olunca da insan ağlar. Siz de ağlıyorsunuz üzgün olduğunuzda, canınız yandığında. Benim de ağlamam normal o zaman değil mi?” dedim. Çok uzatmak istemedim. Çünkü Eren ve Derin’in çok anladıklarını düşünmüyordum, zaten ellerindeki oyuncaklarla oynamaya başlamışlardı bile. Mert evet dedi. Dedim şimdi siz oynayın. Aslında yine yalan söylemiştim, ne olduğunu bilmiyoruz dedim, ancak biliyorduk. Kesinleşmiş bir durum olmadığından hemen paylaşmak istemedim, ya başka bir şeyse Derin’deki durum, diye düşünerek kafalarını karıştırmak istemedim. 

 

20140528_174854

 

   Şimdi bazen düşünüyorum. Okuduğum, feyz aldığım kitaplarda aslında bana yalan söyletiliyordu, kendi çocuklarıma karşı. Çocuğun yanında ağlama! Neden? Ben insanım, her insan ağlar. Neden duygularımı çocuklarımdan saklıyayım ki? Çocuğun yanında eşinizle tartışmayın! Tartışmak doğaldır, normaldir, güzeldir de bazen. Hangi evli çift tartışmaz ki? Tabii ki hakaret ayrı, çocuklar o ortamda olmasa  dahi olmaması gereken bir durum. Sesinizi yükseltmeyin! Ben heyecanlandığımda, sinirlendiğimde sesim yükselir. Bu yanlış mı yani?  Kısacası bana mutlu olmak, gülmek dışında insanî duygularımı yaşamamam, toz pembe bir hayat sunmam gerektiği söyleniyordu ki, sağlıklı psikolojisi olan çocuklar yetiştireyim. O günden sonra, bunu yapmamaya karar verdim. Ben anne olunca, duyguları sadece gülmekten ibaret olan bir varlık haline dönmedim ki. Ne hissediyorsam, yaşamam ve bunu çocuklarımın görmesinden, benimle paylaşmalarından daha doğal bir durum olamaz. Artık onlardan kaçmam için sebep yoktu. 

 

 

   Yaklaşık iki gün sonra telefon çaldı. Açtım arayan hastenedeki doktordu. “Size söz verdiğim gibi test sonuçları ile ilgili arıyorum” dedi. Ben dikkatlice dinlemeye başladım, söylediği her kelimeyi anlamam gerekiyordu. Tabii ki konuşmalar hep Almanca olduğu için, anlayamamaktan korkuyordum. Her kelimeyi anlamam gerekiyordu. CK değerleri ile ilgili sonuçları aldık dedi. (CK keratin kinaz enziminin kısaltmasıdır. Kalp ve iskelet kaslarında bulunan bir enzimdir. CK değerlerinin kanda yüksek olması kas hastalıklarının en büyük bulgusudur, ancak her kas hastalığında CK değerleri yüksek olmayabilir. CK değerlerinin normal olması kas hastalığı olmadığı anlamına gelmez. Bazı kas hastalıklarının ilk bulgusu CK değerlerdir. Örneğin; DMD  (Duchenne Musclar  Dystrophy), ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis), SMA ( Spinal Musclar Atrophy)…. Bazı kas hastalıklarında CK değerleri normal ya da çok az yüksektir. Örneğin; CMD  (Congenital Musclar Dystrophy), Congenital Myasthenic Syndrom, Myasthenia Gravis….) “CK değerleri normal.” dedi. Ben yorum yapmadan dinlemeye devam ettim. DMD, SMA gibi hastalıkları eleyebileceğimizi  söyledi. Şimdi kendimi biraz daha iyi hissedip hissetmediğimi sordu. Ben sadece “Bilemiyorum, bu test sonucu kas hastası olmadığı anlamına gelmiyor değil mi? diye sordum. O da beni doğruladı. Teşekkür ettim ve kapattım. Hemen Ralf’ı sonra da ailemi aradım ve doktorun söylediklerini anlattım. Bir anda sanki doktor yanılmış da, Derin kas hastası değilmiş gibi bir algılama oldu herkeste. Ben sanki suçlu gibi, abartmış, herkesi boşu boşuna üzmüş, sebepsiz yere bunalıma girmiş, yoktan sorun var eden, yine kuruntulu bir insan oldum. Herkes sanki haklı çıkmışçasına “Biz sana demiştik” demeye başladılar. 

  

Yani anlayacağınız, ben yine hislerimle yalnız kalmıştım…

 

 

Sinem’in diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*