“Konu çok DERİN”

MarkaAnne okurları: Bu, bir yazı dizisinin ilk bölümüdür. Sinem, benim üniversiteden, çok da samimi olmadığım bir arkadaşımdı. Arada oturur sohbet ederdik o kadar. Sonra bir gün, tabi ki facebook sayesinde öğrendim ki, Sinem taaa Almanya’ya yerleşmiş, evlenmiş ve 3 dünya tatlısı oğlu olmuş. Mert, Eren, DERİN.

 

Sonra bir şey oldu, Sinem taaa oralardan, sanki hep çok yakınımdaki biriymiş gibi, hep dertleştiğim, yıllardır dostluk kurduğum insanmış gibiydi. Sürekli halini hatırını sormak istediğim eski dostum… 

 

Sinem bize hikayesini, hikayelerini anlatacak, amacı biraz olsun farkındalık yaratmak, belki yalnız olmadığını bilmeye ihtiyacı var, belki yazmak ona iyi gelecek… Belki şifa… 

 

Sözü Sinem’e bırakıyorum. Konu çok DERİN. 

 

  

20141016_221158

Bu fotoğrafta gördükleriniz ben ve benim büyük, kocaman çekirdek ailem. Eşim Alman. Eşimle ben İstanbul’da tanıştık. Ben üniversite okuma amaçlı İstanbul’daydım, eşim de tatil ve ziyaret için  İstanbul’a gelmişti. Şans eseri bir tanışmaydı aslinda. Uzun bir hikaye,  bununla konuyu dağıtmak ve sizi yormak istemiyorum. Ben mezun olur olmaz evlendik ve ben Almanya’ya yerleştim. Eşime o kadar aşıktım ki, ailemi, arkadaşlarımı, mesleğimi arkamda bırakıp ülkemi değiştirdim. Hiç de pişmanlık duymuyorum ve hala da aşığım eşime 🙂

   Evlendikten bir yıl sonra anne, baba olmak istedik. En büyük isteğimiz bizim, ikimizin bir parçası olmasıydı. Ne yazık ki, uzun süre zarfı sonucunda doktor yardımı almamız gerekti ve normal yöntemlerle anne, baba olamayacağımızı öğrendik. En çok istediğimiz şey, bir çocuğumuzun olmasıydı ve olamıyorduk. Benim için çok sıkıntılı bir dönemdi. Hamile kadın ve çocuk görmeye dayanamıyordum, gerçekten psikolojim bozulmuştu. Nerede çocuk görsem ağlamaya başlıyordum. Tüp bebek yöntemi ile ilk denememizde hamile kaldım. Dünyanın en mutlu çifti bizdik sanırım, ilk hamile kaldığımı öğrendiğimizde. Mutluluktan hüngür hüngür ağlayarak, hemen ailemi aradim. İlk konuştuğum kişi abimdi. Benim sesimi telefonda ağlamaklı duyunca korktu önce. 🙂 oysa ki ben sevinçten ağlıyordum. Sanırım tek söyleyebildiğim “Abi dayı oluyorsun”du.

   Çok güzel ve mutlu bir hamilelik geçirdim. Her anın tadını çıkararak ve kendimi şımartarak. Hiçbir şey beni rahatsız etmiyordu, mide bulantısı, kusma, el ayak şişliği… hepsinden mutlu oluyor, elim karnımın üzerinde geziyordum. Tam yusyuvarlak, şişko bir kadın olmama rağmen kendimi dünyanın en güzel kadını gibi hissediyordum. Normal doğumla, Şubat 2009 yılında ilk oğlum Mert dünyaya geldi. Çok güzel bir doğum geçirdim, biraz sancılıydı tabii ki. 🙂 Her  anımda eşim yanımdaydı. Mert dünyaya geldikten sonra kordonu bile kesilmeden, sırılsıklam  kucağıma verdiler. Hala kordonla bağlıydık birbirimize ve aynı zamanda kucagimda, ona dokunabiliyordum. Bundan daha güzel ne olabilir ki, hayatta. Doktor ve ebe hemen şampanya açtılar ve eşimle önce birbirimizi öpüp, sonra da oğlumuzu öpüp, şampanyamızdan bir yudum aldık.

mert

    Mert’ i kucağıma alır almaz, aşık olmuştum. O an, “Ben bir kez daha anne olmak istiyorum” dedim kendi kendime. Sağlıklı ve benim için dünyanın en güzel çocuğu Mert’ti. Aradan 1,5 yıl geçtikten sonra döllenmiş yumurtaları dondurma yöntemi ile tekrar hamile kaldım. Ikiz olduğunu öğrendiğimizde, eşim biraz tedirgin olmuştu ama ben yine görebileceğiniz en mutlu kadındım. Hiçbir endişe duymadan, yine hamileliğin tadını çıkardım. 32. Hamilelik haftasında rahim ağzında kısalma ve biraz açılma olduğunu söyledi doktor ve hastaneye yattım. 3 hafta boyunca erken doğum riski taşıyorsunuz diye beni yataktan bile kaldırmadılar. 35. Gebelik haftasında artık erken doğum riskini atlattınız evinize gidebilirsiniz iki günde bir kalp atışı kontrolü için gelin dediler. Sağ tarafta, başı yukarıda olan Derin, sol tarafta, normal doğum pozisyonunu almış ilk doğacak bebek Eren’di. Hep hatırladığım, Derin’in Eren’e oranla daha az haraket ettiği, su oranının daha fazla olmasıydı  (çift yumurta ikizleri oldukları için her çocuğun kendi plazentası ve su kesesi oluyor). Ancak her şey yolunda görünüyordu. 37+3 gebelik haftasında, erken sancı nedeniyle sezaryene alındım.  Tek dileğim, sağlıklı bir şekilde doğmalarıydı. Gerçi endişe duymam için gerekli bir sebep yoktu. Hamilelikte aklınıza gelen, yapılabilecek bütün testleri yaptırdım. İki haftada bir kontrole gittim. Tek duyduğum, her şey olması gerektiği gibi, yolundaydı. Doğumumu Köln Üniversitesi Hastanesinde yapmak istedim hep, bebek yoğun bakım bölümü çok iyi olduğu için. Neden bilmiyorum. Başka bir hastanede doğum yapmak istemedim. Oysa ki, Mert başka bir hastanede doğmuştu ve çok memnun ayrılmıştım hastaneden. Ameliyata girdim, eşim de yanımdaydı tabii ki. Hazırlık sürecinin ardından, kısa bir süre sonra ilk ağlamayı duydum Eren’den. Derin bir nefes aldım ve yine gözyaşlarım akmaya başladı. Ardından 1 dk. bile geçmeden ikinci ağlama Derin ‘ de bize katılmıştı artık. “Ohhh çok şükür” dedim icimden. Bebeklerimi bana gösterdiler ve direkt kontrole aldılar. İçim rahattı, ikisi de ağlıyor, her şey yolunda dedim eşime. Eşimi çağırdılar kucağınıza almak ister misiniz diye. O da bebekelerimizin yanına gitti. Şimdi içim daha da rahattı, çünkü babaları yanlarındaydı oğullarımın. 5 dk. geçmeden eşim geldi ve “biri nefes alamıyor, sunni nefes verdiliyor” dedi. Hangisi diye sormadan, direkt “Derin mi?” diye sordum. O da “evet” dedi. Ameliyathanede dikiş atılıyor, yerimden kalkıp oğlumun yanına gidemiyordum. Sadece ağlıyor ve biran önce bitsin artık diye bekliyordum. Beni odaya aldılar, eşim Eren’le beraber geldi. Bir başka dünya harikası bebeğim daha olmuştu. Sarıldım, kokladım ancak Derin daha yoktu. Hemşire “birazdan getireceğim, merak etmeyin” diye beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Eşime bağırdım ve oğlumu bana getirsinler artık diye hastanede sorun çıkardım. yaklaşık 25 dk. sonra Derin de geldi. Çok narin, zayıf ve güçsüz görünüyordu, sanki daha zamanı varmış çok erken doğmuş gibi. Oysa ki, 2480 gr. doğmuştu. İkiz bir gebelik için gayet iyiydi kilosu ve doğum haftası. Eren 2640 gr. dı. Çok bir fark yoktu aralarında aslında. Ancak, bakınca dağlar kadar fark vardı benim gordüğüm. Doktor bakışlarımdan anlamış olacak ki, “ikiz doğumlarda normal bütün bunların hepsi, endişelenecek bir durum yok” dedi ve çıktı odadan. Eşime döndüm ve ilk dediğim “Derin’in bir şeyi var, bir sorun var ama açıklayamıyorum ne olduğunu”. Eşim “Hayır, doktoru duydun normal her şey, boşuna endişeleniyor, kendini üzüyorsun. Endişelenmeni gerektirecek hiçbir neden yok ortada” dedi. Yüzüne baktım ve sadece gülümsedim. Bebeklerime sarılmaya devam ettim… Annem de doğum için gelmişti. “Anne Derin’in bir şeyi var, ben biliyor, görüyorum.” dedim. Annem “Yok kızım zayıf doğdu, o toparlar birkaç haftaya” dedi. Annemin de yüzüne baktım, gülümsedim ve Derin’e sarılmaya devam ettim…

solerensagderin

solerensagderin.

                              Soldaki güzellik Eren, sağdaki diğer güzellik Derin.

                                                           ……………………..

                                                                                         Sinem Özden Schmidt

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*