Milyon tane okul…

Çoğu ailenin “Okul seçimi” derdinin bittiği bir dönemdeyiz artık, okullar seçildi, kayıtlar yaptırıldı, hayırlı uğurlu olsun dilerim tüm çocuklar için ama hala kararsız olan, daha kayıt yaptıramamış, içine sinen bir okul bulamamış, bulsa, bütçesini karşılayamayan çok aile var.

Bu nedenle hala “okul seçimi” konusunda yazılar yayınlıyorum.

Bir “Okur YAZAR” o da… Selin, okul seçimi sürecinde başına gelenlerden, karşılaştıklarından ve nihayet karar aşamasından bahsediyor. 

FullSizeRender

Milyon tane okul, milyon tane farklı sistem, milyon tane kafa karışıklığı…

Kızım Ada, şu anda tam 4,5 yaşında ve seneye okul öncesine başlayacağı için yaklaşık iki aydır gündemimizde Ada’nın gideceği ilkokulun hangisi olacağı vardı. Kendimizce ilk elemeyi yapmıştık; Ada’nın butik bir okulda okumasını istiyorduk.

Evimize oldukça yakın, köklü, kurumsal bir okul var. İstanbul Levent’te ikamet eden bir anne olarak, eskilerden beri kendimi bu okula oldukça yakın hissetmeme rağmen okulu gezdiğimiz gün böyle kompleks bir yapıda Ada’nın mutlu olamayacağını düşünüp alternatiflerimizi net bir şekide butik okullara kaydırdık. Böylece listemiz oldukça daralmıştı.

Yakın tanıdığımız bir kaç kişiden aldığımız olumlu referanslar ile kendimizi butik diyebileceğimiz bi okulla görüşmede bulduk. Hemen akabinde, fikrine oldukça güvendiğimiz, annelik yaklaşımlarımızın çokça benzediği pedagogumuzun da kendi çocuğu için bu okulu seçmiş olması beni daha da çok yakınlaştırdı okula.

Okul görüşmesinde, idari kadronun yaklaşımı, okulun yerleşkesinin küçük konsept bir okul havasında oluşu, binanın konumu, ve de “Bireysel farklılıkların farkında olmak” ilkesini benimsemiş olmaları ile gönlümü tam anlamıyla fethetti. Kayıt öncesi çocuk ile tanışma görüşmesi yapmak istediklerini belirttiler. Açıkcası bu görüşmenin TEOG odaklı diğer pek çok büyük okulda yapıldığı şekilde olmayacağı düşüncesi ile Ada’yı alıp tanışma görüşmesine götürdüm.

Ada zor bir çocuk, alışkanlıklarından zor vazgeçen, zor bağlanan, gözlemci, iyice güvenmeden adım atmayan, yeniliklere karşı oldukça şüpheci yaklaşan bir çocuk. Bir hafta öncesinden onu hazırlamama rağmen okula birlikte gittiğimiz gün arabadan dahi inmek istemedi. Ada’nın bu kişilik özelliğini de rehberlik servisine henüz görüşme başlamadan belirttik. Ee zaten amaç farklılıklarla iyi başedebilmek değil mi?

Ada bensiz girmek istemedi tanışma görüşmesine. Bırakın bensiz girmeyi, kucağımdan dahi inmek istemedi. 4,5 yaş bebesi kucağımda, girdik bir odaya. Çeşit çeşit oyuncak olan odada masa başına oturduk rehberlik öğretmeni ile ben. Ada oyuncaklar ile haşır neşir olarak bir parça açıldı, e istediğimiz de bu değil mi zaten? Bunun hemen akabinde rehberlik öğretmeninin Ada’yı masa başına oturtmak istemesi, elindeki kağıt tomarını göstererek “yapılması gerekenleri” Ada’ya listelemesi ile zaten ortama henüz alışmaya başlamış olan Ada “Not responding” tavrına hemen büründü, çünkü Ada, masa başına oturup kağıt üzerinden soru cevaplamak istemiyordu. 4,5 yaşında Ada, bu biraz normal değil mi sizce de!? Oyun çocuğu ayol daha bunlar, oyun çocuğu!

Rehber öğretmen bir kaç ısrar yönteminin yetersiz kaldığını farkedince Ada ile pazarlık yapmaya karar verdi. Duvardaki saati göstererek 10 dk oyun oynayabileceğini, ama 10 dk sonunda masada oturarak soruları cevaplamasının gerektiği konusunda Ada ile el sıkıştı. Bingo! “Okul boktan bir yerdir, oyun oynanmaz artık, masada soru cevaplanır!” Ada bu yeni okulunda bu mesajı kafasına yerleştiriverdi…

…ve 10 dk çabucak bitti. Ada hiç istemeyerek, söz verdiği ve mecbur olduğu için masa başına oturdu. Masa başında kadığı 10-15 dk süre içerisinde çok bunalmış, çok mutsuz ve hatta bazı noktalarda çok çaresizdi. Uzun süre bir soruyu cevapsız bıraktı, gözyaşı gözünden düşmek üzereyken bana çaresizce, “Kurtar beni anne buradan” bakışı attığı zamanlar oldu. Kurtarmadım! Normal olduğunu düşünmesem de bunun normal bir süreç olduğuna inanarak davranmaya çalıştım odada.

Gelelim sorulara, cevaplara ve genel yaklaşıma..

  • Bir kağıt üzerinde dört tane şekil var, kare, yuvarlak, dikdörtgen ve artı… Önce isimlerini soruyor öğretmen sonra da aynılarını çizmesini istiyor. Ilk üçünü bilen ve de çizebilen Ada, “artı” için “çarpı” dedi. Öğretmenimiz bunun doğru cevap olmadığını söyledi, biraz daha düşünmesini istedi. Ada boş boş bakıyor tabii, artı işaretini hiç tanımıyor çünkü. Yahu geç işte soruyu, ister bildi farzet, ister bilmedi, çocuğu neden uzaklaştırıyorsun ki “sınav”dan! Yaklaşık 1,5-2 dk süren “çizgiler dik olursa artı olur, yatay olursa çarpı olur” açıklamaları ile ilk adım bitti. Sonrasında 1’den 10’a kadar İngilizce sayılar, İngilizce renkler filan Ada istemeyerek de olsa cevapladı bu süreci. Halbuki sayılar da renkler de oyun ile rahatlıkla test edilebilecek bilgiler, kağıt üzerinde ve masa başında 4,5 yaş bunaldıkça bunaldı.

 

  • Sonra geldi önergeli sorulara; “Aslan büyüktür, peki ya kedi…..” Ada boş boş bakıyor rehber öğretmene, kadıncağız da tekrarlıyor cümleyi, 3-5 kere denedi. Ada’nın boş bakışları görmeniz lazım, bana da “Yeter artık kurtar beni” bakışı atıyor arada. Artık zor tutuyorum tabii kendimi, sevmedim bu süreci, ama Ada’nın gözünde kurtarıcı anne olmak istemiyorum, dayan Selin!

 

  • Bu soruyu geçtik ve iki resim arasında bilmemkaç fark bulmaya geldik. Ada hızlı hızlı 6-7 tane farkı buldu, öğretmen tatmin olmadı, olmasın tabii, değerlendirmeyi yapacak olan onlar ama “Hadi biraz daha bak, bak daha 3 tane daha var, bulamadın mı, devam et bakmaya…” 4,5 yaşında bu çocuk, 10’da 7 iyidir veya kötüdür. Geç işte geç! Ada gayet hızlı ve çok fark bulmasına rağmen son tahlilde kendini oldukça başarısız hissetti öğretmenin yaklaşımından dolayı. Yetersizlik hissi iyice oturdu üzerine. Sonra aynı soru tekrar geldi; “Aslan büyüktür, peki ya kedi…..” Ada’dan cevap geldi; “Kedi miyav der.”

 

  • Buraya kadar olanları bir şekilde tolere edebilirdim belki de bilemiyorum. Ama şu anlatacağım son kısım ile benim tüm inancım gitti okula, ne fena…

 

Ö: Ada sen kendi yatağında uyuyorsun değil mi?

Ada: Hayır, annemle uyuyorum ben.

Ö: Herhalde bazen annenin yanında uyuyorsundur, çoğunlukla kendi yatağındasındır.

Ada: Hayır, ben hep annemle uyuyorum, hep de annemle uyuyacağım (ses tonu kararlı, sinirli, net!)

Ö: (meraklı bakışlarla bana bakıyor, teyit bekliyor)

Ben: Evet, Ada benimle uyuyor.

Ö: Ne kadar zamandan beri?

Ben: Uzun zamandan beri (bu konu çocuğun önünde konuşulacak bir konu mu? Hayır elbette, daha fazla soru sormasını istemiyorum, ses tonum açık, sert, net..)

Ö: Peki ne zaman kendi yatağında uyumaya başlamasını planlıyorsunuz?

Ben: Gündemimizde var ama önceliğimiz değil (artık ses tonumu kontrol edemiyorum, Ada’nın önünde çıkış yapmak istemiyorum, belki sonrasında bir parça saçmalıyorum bile, mesela öğretmene İngilizce eşim ile yeni ayrıldığımızı, o yüzden önceliğimizin Ada’nın hangi yatakta uyuduğu olmadığını söylemeye çalışıyorum filan falan)… Çok sinirliyim artık ve öğretmen hala her şeyin normal devam ettiğini düşünüyor olmalı ki bana “Peki uyku konusunda forma ne yazayım?” diye soruyor…

Ben: Ne söylüyorsam onu yazın, ve hatta bu sizin için bu okula başlama konusunda bir kriter ise biz zaten burada olmak istemiyoruz (artık baya sinirliyim…)

Ö: Biz Ada’yı çok sevdik, bizim öğrencimiz olmasını çok isteriz…

Peki ya biz! Biz istiyor muyuz artık bu okulu?

Okuldan çıkıyoruz. Eğer markalaşmış, TEOG başarısı peşinde koşan, kurumsallaşmış kocaman okullardan birinde bu süreci yaşasaydım bu kadar büyük bir hayalkırıklığı yaşamazdım, eminim bundan. Ama burası zaten bu süreçleri yaşamamayı planladığımız, 4,5 yaş çocuğu ile iletişime nasıl gireceğini bilen, bireysel farklılıkların farkında olan, ve her şeyden önemlisi çocuğun uyku problemlerini (problem mi dedim!) çocuğun önünde konuşmaması gerektiğini bilen bir yer olmalıydı, yoksa değil mi??

Pedagogumuzu arıyorum önce, tek bir yorum yapıyor; “Annenin içine sinmezse çocuk da o okulu sevmez, bunu unutma, o yüzden eğer soru işaretlerini gideremiyorsan hızlı karar verme.”

Okulu arıyorum, idari birimdeki yöneticiye bütün süreci anlatıyorum, huysuz anne damgasını yemek pahasına rehber öğretmenin yaklaşımından ne kadar kaygılı olduğumu, tüm duygumu anlatıyorum. “Haklısınız” diyor, “Biz böyle bir okul değiliz”. O kadar. Yetti mi? Yetmedi. Ve bugün bambaşka bir okula kaydını yaptırdık Ada’nın…

Aslında 6-7 tane okul daha gezdik ama onları buraya yazmaya değer bulmuyorum. 

Şimdi kaydını yaptırdığımız okul ise, listemizdeki ikinci butik okul olan, çift dil eğitim veren başka bir yeni kurum. İçim rahat, zira çocuk tanıma etkinliği, beklediğim gibi oyun ortamında gayet rahat tavırlarla geçti. TEOG başarısı öncelikli değil, bireysel farkındalıklar ön planda. Umarım Ada burada çok mutlu olur! Umarım tüm anneler bu süreci sorunsuz atlatır. Bir gercek var ki, en kotu karar kararsızlıktan iyidir. Bizim simdi icimiz rahat 🙂

Share on Facebook23Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Ya ben daha kreş seçemiyorum, seçtiğimi beğenmiyorum , beğendiğimde hayal kirikligi yasıyorum …
    Bunun ilk okulu var daha!
    Pelin suan 3.kresine gidiyor ve yaz okulu mu? Eylül’de yeni okul mu? Devam mı? Hic bilmiyorum. Sürekli huzursuzum;(

    Cevap Yaz
  • Selin icin tercih yaptığınız yeni okulunuzdan memnun musunuz? Bahsettiğiniz okulla ben de görüşmüştüm tahmin ediyorum.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*