Sevişmek istemiyoruz!

Bir “Okur YAZAR” yazısı, bir iç dökme, belki rahatlamıştır yazınca?! Bende yarattığı etki ise çok çarpıcı. Ancak bu kadarını söyleyebilirim. Çok gerçek, çok şeffaf, çok içten, dosdoğru, dümdüz, kadın kadın bir yazı. İyi okumalar o vakit. 

 

 

Eşimle tanışır tanışmaz birkaç ay içinde evlenmiştik, 7 senedir evliyiz ve 4 yaşında bir kızımız var. Çevremdeki evli ve çocuklu arkadaşlarımdan ve tabi kendi tecrübelerimden biliyorum ki, hepimizin irili ufaklı sorunları var evliliğinde, öyle ki bazı sohbetlerimiz “Boşanma” üzerine dönüyor. Sohbet çerçevesinde boşanıyor, sonra gerçek hayata geri dönüyoruz. Ayrıca bu sohbetler bize iyi de geliyor, ağırlaşıp değil, rahatlayıp dönüyoruz eve. Sanırım, evde eşlerimizle konuşamadığımız şeyleri Aslında konuşulmayacak konular değil ama iletişim kopmuş bir kere- birbirimize açıyoruz. Sorunlar farklı ya da benzer fark etmez, birbirimizi anlıyoruz, çünkü yaşadığımız sorunların yarattığı çok aynı duygularımız var.

 

 

En ortak noktamız da, sevişmek istemiyoruz! Yani aslında istiyoruz -Libidosunda sorun olduğunu düşünen yok aramızda- ama bu kadar iletişimsiz kaldığımız, artık seviliyor muyuz onu bile bilmediğimiz biriyle, kocamız da olsa sevişmek istemiyoruz. Şu konuda fikir birliğimiz var: Duygusal olarak aç kaldığımızda, dokunmak istemiyor, dokunduğumuz şeyi hissedemiyor, hissettiğimizden keyif almıyoruz. 

 

 

Bu yazının, ismim olmadan yayınlanmasını istememin en büyük nedeni, konunun hassasiyeti ve mahrem karşılanacak olmasının yanında, kadınlıkla, kadınlarla ilgili böylesi bir meselenin isminin olmayacağı. Sohbetlerimiz üzerine devam edeceğim, bu, bizce bir kadınlık meselesi, biz, kendi içimizde merak ediyoruz diğer kadınlar da böyle mi, yoksa bizde mi var bir ilginçlik? 

 

 

Biz diyorum ama, onu da biraz açayım, biz 6 arkadaşız, üniversiteden beri de sürüyor arkadaşlığımız, 1 tanemiz hariç hepimiz evli ve çocukluyuz, o 1 arkadaşımızın da uzun süreli bir ilişkisi var. Kimimiz uzuuuun soluklu bir ilişkiden sonra evlenmişiz, kimimiz, -Benim gibi- hemen, işte birimiz de bekar. Yine kendi içimizde konuşurken bir gün, o evli olmayan, çocuğu olmayan arkadaşımızın çok farklı bir yerden konuya dahil olduğunu fark ettik. O sevişmek istemezse, sevişmiyordu ama sanki biz çocuklular, bir-iki redden sonra mecburen, istemeden…

 

 

İyi de bunun bir oluru yok mu? Yani hep böyle mi devam edecek bu hayat. Düzelmez mi yani? Aramızdan 3 kişi, eşleriyle ilişki terapisine gitmişti bir dönem, sonra bıraktılar, bir tanesi şunu demişti ve hiç unutmadım onu “Terapiye gidince, boşanmak daha olağan bir şeymiş gibi yerleşiyor içime”, “Neden böyle söyledin?” dediğimizde, “İlişkiyi tamir edebilir bir terapi, evet ama ayrıldığınız noktaları ve o noktalarda bir daha hiç birleşemeyeceğinizi, acısızca gözler önüne seriyor ve bu insanın içine işliyor. Bir çok arkadaşım ve akrabam, ilişki terapisinden sonra boşandı. Tereyağından kıl çeker gibi olduğunu söylüyorlar. Evet, ilişkiyi terapi ediyor, bu nedenle kavga gürültü olmadan boşanabilirsin, en azından ben böyle gözlemledim.” dedi. 

 

 

Terapiye giden diğer arkadaşımız, “Uygulama çok önemli, terapide çok güzel 1 saat geçiriyoruz, her şey toz pembe diye değil, acı da yaşanıyor ama hep iletişim halindeyiz, karşımda beni dinleyebilen bir adam oluyor kocam, ama aynı medeniyeti eve döndüğümüzde sergileyemiyor ya da sergilemiyor. Anlayamıyorum. Aslında sadece konuşabilsek yoluna girecek belki birçok şey ama yapmıyor. Ben de aksine, öğrendiğim, farkettiğim her şeyi hayata geçiriyorum. Böyle olunca, ondan da aynı özveriyi göremeyince, daha kızgın, saldırgan oluyorum. Gel de seviş bunun üzerine” demişti.

 

 

Çok sevişken bir yazı gibi duruyor ama bir bütünün en önemli parçası, çünkü bu kadar sorun yaşadığımızı düşünürken, eşlerimiz tarafından “Ne var ki?!” gibi afallatıcı sorulara maruz kalıyor, bitmek tükenmek bilmeyen sevişme taleplerine kaçak göçek cevaplar verip, en sonunda keyif almaya bakıyoruz.

 

 

Kendi kendimize söyleyip güldüğümüz bir şey bu “Sevişmek istemiyorsan, keyif almaya bak”, ağlanacak hale gülmeye çalışmanın tablosu belki de.

 

 

Aslında konu çok daha derin, bir sürü alt nedeni içinde barındıran, bir çok pratiğin son noktası bu anlattığım sadece. Bu kadar yüzeysel değil hiçbir şey hayatta. Her şeyin bir nedeni var hayatta, bir ilişkiyi tek bir neden bu hale getirmiyor elbet, tek bir kişi de. İki taraflı, sorunların nedeni. 

 

 

Burada sesimi duyurabildiğim için teşekkür ederim. Ayıca yazım çok kötüdür, umarım editlersiniz.

 

 

 

Ben teşekkür ederim, editledim bile, umarım devamı gelir.

 

 

 

Share on Facebook3Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Bunun bir de tam tersi durum var.
    Isteyip alamamak gibi. Ben yazamam ama biri de konuk olup bunu yazsa, ben de bi tek ben degilim diye kendimi avutsam okuyup:)

    Cevap Yaz
  • Biz de durum daha fena. Hem ben hem eşim istemiyoruz artık, 2 yıldır dokunmuyoruz bile birbirimize. 8 yıllık evlilik, 5 ve 2 yaşında 2 çocuk. Sevgi/saygı hala var ama arkadaş gibi, ev arkadaşıyız zaten artık. İkimiz de çalışıyoruz. Akşam ve haftasonu beraber takılırız. Kavga gürültü yok. Dışarıdan bakınca gayet ideal bir aile. Ama kapıdan içeri girince iletişim yok, cinsellik yok, paylaşım yok. Terapist önerisini de kabul etmedi. Benim de libidomda sorun yok hatta bir kaç kez başlatmayı denedim, olmadı. Zaten baştan beri çok istekli bir erkek değildi. Başka birileriyle yakınlaşmayı düşündüğüm zamanlar oluyor ama “aldatmak” benim yapabileceğim bir şey değil. Nereye kadar devam eder bilmiyorum ama alternatifi de hiç kolay gözükmüyor. Yani boşanma kısmı kolay, hatta pek çok kez dile getirdik ama sonrası? Çocuklar küçük olduğu için annemle yaşamak zorunda kalacağım ve annem de hiç kolay bir insan değil.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*