Sınıf cumhuriyetleri!

“Okur YAZAR” köşesinin ilk yazarlarından eğitimci annenin aklında da, aynı benim gibi deli sorular var. Evet, onun da kafası karışık ve kendince bir çıkış yolu arıyor. Güzel de önerileri var…

Günde milyon kez kafamda geçen soru bu: Devlet mi, özel mi?

İçinden çıkılmaz ”Trapped room” (tuzak odası) dedikleri hal bu olsa gerek.

Üniversitedeki edebiyat dersleri finallerindeki şu korkunç ucu açık soruların cevapları gibi.

Yok babam. Net ve kesin cevabı yok.

Özel okul hortumunun sonu yok. Devlet okulu muammasının ihtiyacı çok. O zaman buradan başlayabiliriz sanki.

Düşünüyorum;

*Muhitimde, evimize yürüme mesafesinde (İstanbul kaosunda servise binmesin diye) bir devlet ilkokulu buldum.

*Öğretmen mi? O sene 1.sınıf okutacak öğretmenlerden birine (bunun için de kendi imkanlarımca didindim, grubun en iyisi dediklerine ulaştım) denk düşürdüm.

*Okul aile birliği seçimlerine katıldım. (Okul aile birliği denilen şey aslında devlet okulunun kasası fikrini kabullenerek) Seçildim.

Herşey bitti mi? Hayır, yeni başladı.

Okul aile birliği elinizdeki en kıymetli anahtar aslında. Yönetmeliği nedir, neyi öngörür bilemem. Bildiğim şudur ki; devlet okullarında imkanlar neredeyse yoktur, lakin sınıf cumhuriyetleri vardır.

”Haydaaa” diyorsun, nedir bu sınıf cumhuriyetleri?

Demiştim ya, 12 yıldır öğretme işi içindeyim. Bunun 8 yılı ilköğretimlerde ve şimdi de ilkokullarda geçmekte. Branş öğretmeni olunca birden fazla sınıfa derse girip, gözlemleme imkanım oluyor. Bir sınıfa giriyorum. Fotokopi makinesinden tut, her öğrenciye yetecek kadar ıslak mendil (piyasadaki en organik ve en iyisinden) silgi, kalem, eşyalarını yerleştirmek ve bırakmak için rengarenk dolaplar. Sanki devlet okulu içinde ”özel okul”sınıfı. Bir diğer sınıfa giriyorum; bir tahta, bir de sıralar.

İşte yanlışlık burada başlıyor BENCE.

Biz çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını istiyorsak, ilk olarak temiz, güvenilir ve rengarenk bir ortam yaratabilmeliyiz. Resmin bütününü boyamalıyız.

-Benim devlet okulunda okuyan çocuğum da, özel okullarda okuyan komşunun çocuğu gibi temiz bir lavaboda  ihtiyacını giderebilmeli.

-Yeşil ve düzenli bir bahçede nefes alabilmeli.

-Aile katılımı denen olayı kendi okulunda yaşayabilmeli.

-Bilişim teknolojilerinden yararlanabilmeli.

-Dinlenebileceği alanlar olabilmeli. (Satranç sokağı, bilim odası, dans duvarı, tırı vırı…)

-Düşüp dizini kanattığında, ilk müdahalenin yapılabileceği bir ilk yardım odası olmalı ve tabii ki yeterli ilk yardım malzemeleriyle.

Daha çok yazarım, tutamazsın. Yukarıda yazdığım maddeleri, bir okula sağlamak inan ki bu kadar da zor değil.

Kapısından içeri girdiğin o güzelim özel okullarda, her zaman ilk dikkatimi çeken, ayna gibi zemin olmuştur. Sonra ciddi anlamda sabun kokan lavabolar, düzenli yemekhane vs.vs.

Benim okulumda 3 tane hizmetli çalışıyor. Zar zor paralarının ödendiği 3 emekçi. 18 derslik temizliyorlar her gün. Buna ek olarak, öğrenci, öğretmen lavaboları ve diğer çalışanların odaları. Çoğu zaman pis lavabolarla karşılaşıyor çocuklar ya da biz. Hatta bazı zamanlar sıfır! Hizmetliyle bir seneyi geçirdiğimiz  oldu, oluyor. “Devlet bunların parasını vermiyor mu kardeşim?” diyorsanız eğer… Gülümserim sizlere. Bu buz dağının görünen ufacık kısmı.

Sen, ayda en az 2 bin tl vereceğin -istemeden ise tabi eğer- o özel okula yazdırdın çocuğunu.

Hayırlı olsun.

Peki, gel bu parayı, aslında evine yakınlığı, öğretmenlerin methini duyduğun (diyelim ki) o küçük devlet okuluna ver. Her ay değil kesinlikle. Üç, dört ayda bir mesela. Üstelik okul aile birliği desteğiyle 3-5 veli de kat bu kervana. Hele bir de çevren geniş ise, iki de sponsor çak:)

Neler neler değişmez ki? Bir kez olsun önyargını üstünden çıkar. Bir araştır.

Gel beraber düşünelim.

Neden olmasın?

Sevgimle….

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*