YENİ bir OKUL daha: Reggio Emilia

İlkokula başlama yaşı, ilkokul seçimi gibi, geçtiğimiz dönemde çokça tartışılan konular, benim gibi, çocuğu daha çok küçük yaşta olmasına rağmen, birçok anne- babanın tedirgin olmasına neden oldu.

 

 

Bu tedirginliğe, tartışmalardan çok, alınan ani kararların yol açtığını söylersek daha doğru olur.

 

 

Anaokulu seçimi de, tıpkı çocuğumuzla ilgili aldığımız diğer kararlar gibi kaotik olabiliyor zaman zaman. Eren’i ilk defa bir anaokuluna yazdıracağım zaman kaç okul gezmiştim hatırlamıyorum. Çok zorlandık gerçekten. Genellikle beslenme şekilleri, malzemeleri bize hiç uymamıştı ve onun haricinde, “öğretmen”ler “okul müdür”leri, samimi görünmüyordu, haliyle güven vermiyorlardı.

 

 

Son olarak Çocuk Cenneti ile yaptığımız 5 saatlik görüşmenin sonunda oraya güvenebileceğimi anlamıştım. Beslenmeleri yine bize uygun değildi, evden götürüyordum başlarda ama sonra, okul müdürü Serli Hanım’ın çabalarıyla tamamen doğal ya da organik malzemeler kullanılmaya başlanmıştı.

 

 

Eren’in şimdiki okulu ise, benim hep çok istediğim, ancak 2 yaş altı almadıkları için, erken dönemde gönderemediğimiz Reggio Emilia metodunu benimseyen bir okul: Meşe Palamudu.

 

 

2. Dünya Savaşı sonrasında, İtalya’nın Reggio Emilia kasabasında, ailelerin, çocuklarının eğitimleri konusunda  hareketlenmesiyle başlayan ve Loris Malaguzzi’nin yaratıcılığını ve öncülüğünü yaptığı, çocukların kaliteli bir eğitim alabilmesi için okul, aile ve toplumun işbirliği içinde çalışması gerektiğini esas alan bir yaklaşım Reggio Emilia.

 

 

Dahasını ise, İstanbul’da, 9 yıldır Reggio Emilia anaokulu işleten, bu anlamda çokça eğitim almış, araştırmış ve hala da araştırmalarına, eğitimlerine devam eden, şimdi ise, Mart ayında açılışı yapılacak Reggio Emilia İlkokulu “Yeni Okul” için koşturan Özlenen Kutlar ile konuştuk.

 

 

Bize, Reggio Emilia yaklaşımını anlatır mısın?

Merkezinde merak eden, araştıran, düşünen, plan yapan ve uygulayan kısaca öğrenme sürecinde başrolde olan güçlü bir çocuğun olduğu ve diğer her şeyin bu çocuğa hizmet ettiği bir eğitim yaklaşımıdır. Öğretmen öğrenendir, çevre 3. öğretmendir. Çeşitli kazanımları sağlamaya yönelik öğretmen tarafından planlanan, birbirinden kopuk etkinlikler değil, çocuğun hayal ettiğini gerçekleştirirken kazandıklarının fark edildiği, bütüncül, birbiriyle ilişkili çocuğun yönlendirdiği öğrenme sürecidir. En önemlisi de her çocukta var olan yüz dili, biz yetişkinlerin (öğretmenler, anne-babalar) görmemize, anlamamıza imkan sağlayan bir yaklaşım olmasıdır.

 

 

Peki, bir Reggio okulu , anaokulu, ilkokulu nasıl olmalıdır?

Biz zaten Reggio anaokuluyuz. Reggio okullarında; en temelde çocuğun araştırma hakkı çerçevesinde görülen merak ettiği şeylerin peşinden gidilerek veya öğretmenleriyle planladıkları araştırma konuları çerçevesinde eğitim öğretim gerçekleşir. Bunlara “projeler” deniyor. Yemeklerin dili, gölgeler, ağaçlar, aslan gibi birçoklarını sayabileceğimiz proje konuları aslında birer araç. Amaçsa; çocuğun istek duyduğu bir araştırma konusunda, disiplinler arası sorgulama, deneme, uygulama, sonuç çıkarma, tekrar deneme … Ta ki nihai kararına varıncaya dek araştırma yapmasıdır. Bu süreç sonunda çocuk zaten fazlasıyla klasik sistemde hedeflenen kazanımlara sahip oluyor. Diğer önemli bir konu da, öğretmenlerin öğrenen olmalarıdır. Bu da nasıl oluyor; çocuğu dinleyerek, gözlemleyerek. Bu dinleme ve gözlemler sırasında öğretmenler bolca doküman üretiyorlar; çocuklar arasındaki diyaloglar, yaptıkları keşifler, nasıl öğrendikleri, grup olarak projeyi nereye götürdükleri gibi.

 

 

Bununla ilgili Prof. Carlina Rinaldi’nin çok güzel bir sözü var: “Eğer çocukların, kendi teorilerine, yorumlarına ve sorularına sahip olduklarına ve bilgi inşa etme sürecinde başrole sahip olmaları gerektiğine inanıyorsak, o zaman eğitim uygulamasında en önemli fiil artık, KONUŞMAK, AÇIKLAMAK, ya da AKTARMAK değil, DİNLEMEKTİR. Dinlemek, diğerlerine ve söylemek istediklerine kendimizi hazır ve açık tutmaktır. Tüm duyularla yüzlerce lisanı dinlemektir.”

 

Çocuklar kendilerini ifade ederken çok farklı sembolik araçlardan yararlanabilirler; resim, heykel, müzik, gölge oyunları, dramatik oyun gibi. Reggio yaklaşımında buna “Çocuğun Yüz Dili” adı verilir.

“Çocuğun Yüz Dili”

Bir çocuk 100′den ibarettir.
Bir çocuğun 100 lisanı,
100 eli,
100 fikri,
100 düşünme şekli,
oynama şekli ve konuşma şekli vardır.
100 her zaman 100…
dinleme şekli,
sevme şeklidir;
şarki söylemek ve anlamak için,
keşfetmek için…
100 zevk,
100 dünya
icat etmek için,
hayali kurulacak 100 dünya.

Bir çocuğun 100 lisani vardır;
(ve yüzlerce yüzlerce dahası)
ama 99′unu çalıyorlar.
Okul ve bu kültür,
kafayla vücudu ayırıyor.
Onlar çocuğa:
elleri olmadan düşünmesini,
kafasi olmadan yapmasını,
zevk almadan anlamasını,
sadece yılbaşlarında ve bayramlarda
sevip şükretmesini söylüyorlar.

Onlar çocuğa:
zaten orada olan bir dünyayı keşfetmesini söylüyorlar
ve geri kalan 99unu çalıyorlar.

Onlar çocuğa:
iş ve oyunun,
gerçek ve fantezinin,
bilim ve hayal etmenin,
yerin ve göğün,
sebep ve rüyanın
birbirine ait olmadığını söylüyorlar.
Ve onlar çocuğa
100′ün orada olmadığını söylüyorlar.

Çocuk onlara:
İmkansız, 100 işte orada! diyor.

 

 

Çocuklara yaklaşımda Reggio neyi esas alır?

Çocuğun inanılmaz bir potansiyele sahip olduğu, kendisi ile ilgili süreçlerde başrol oyuncusu olacak yetilere sahip olduğu ve buna paralel olarak da öğrenmenin çocuğun anlam oluşturma süreci olduğunu kabul eder.

 

 

 

Reggio yaklaşımında öğretmen ne yapar, nasıldır?

En önemlisi “çocuğu dinler”. Çocuğun araştırma yaptığı projeyle ilgili ona akıllı, zengin çevrenin oluşmasını sağlar. Bunu yaparken atölye öğretmeni ile çalışır. Çevreden kastım sadece fiziksel çevre değil aynı zamanda sosyal çevredir de. Öğretmenin görevi çocuğa direk olarak bir şeyler anlatmak değil, çocuğun bu bilgileri alabileceği sosyal ve fiziksel çevreyi oluşturmaktır. Çocuk çevre vasıtasıyla öğretmeninden alacağını alır.

 

 

 

Bildiğim kadarıyla öğretmenler çocuğa doğruyu “söylememeleri” için eğitiliyorlar, çünkü söylerlerse çocuğun yaratımını kesiyorlar.

Genel olarak hepimizin ve elbette öğretmenlerin de çocukların “yanlış” bir şey söylediklerinde direk doğrusunu söylemek gibi bir alışkanlığımız var. Reggio yaklaşımında çocuk yanlış bir çıkarım yaptığında öğretmen hemen doğrusunu söylemek yerine çocukları o konuda düşünmeleri ve tartışmaya açmaları konusunda cesaretlendiriyor. Yanlış çıkarımlar doğruyu bulmak yolunda yapılacak tartışma için bir fırsat olarak görülüyor. Çocukların gerçeği bulmak konusunda doğal bir yetenekleri var.

 

 

 

Reggio Emilia yaklaşımı çerçevesinde siz, anaokulunuzda çevreyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Çevre nedir sizin için?

Çevre; 3. öğretmendir. Akıllıdır, çocuğun araştırma yaptığı konuyla ilişkilidir ve sosyal ortamı barındırır. Doğa, bir çocuk için en iyi çevredir.

 

 

 

Her sınıfta neden 2 öğretmen var?

Çünkü yoğun olarak çocukların dinlenmesi ve gözlemlenmesi süreci var öğretmenler tarafından. 1 öğretmenle bu mümkün değil. Çocuklar min. 2-3 kişilik mak. 5-6 kişilik gruplar halinde çalışıyorlar. Bu gruplar arasında öğretmenler sürekli dolaşıyorlar.

 

 

 

Işık kullanımı, gölge oyunu; Reggio yaklaşımında nasıl bir yere sahip?

Işık ve gölge, su ve kum gibi yapılandırılmamış malzemeler… Çocuklar merak eder, denemeler yapar, kendileri yapılandırır.  Mekanı algılamak için de iyi birer araçtır.

 

 

 

 

 

Mart ayında, heyecanla girişimde bulunduğunuz Reggio Emilia ilkokulunuzun açılışı olacak. Açıkçası, Eren 2 yaşında olmasına rağmen şimdiden,  “İlkokulda nereye gönderebiliriz?” kaygısını taşıyan bir anne olarak bende çok heyecanlıyım:) Okulunuzun adı ne? Bu okulda da mı her sınıfta 2 öğretmen olacak? Kontenjan?

Okulumuzun adı YeniOkul. Bahsettiğim tüm şeyler ilkokulumuzda da geçerli. 2 şubeli küçük, çok etkin bir okul olacağız. Çünkü bu bahsettiklerimin özlemini duyan eğitimcilerden oluşan harika bir kadromuz var. Bu sene, anasınıfı ve 1. sınıfa çocuk kabulü yapacağız. Kontenjanımız anasınıflarımıza 40 çocuk, 1. sınıflarımıza da 48 çocuk.

 

 

 

 

Netleşmesi için soruyorum. “2 şubeli” ve “Kontenjan” kısmını biraz detaylandırır mısınız?

Tabi, 1A ve 1B adında iki adet 1. sınıf ve A şubesi B şubesi adında iki adet anasınıfımız olacak. Yani anasınıflarında 20’şer çocuk, 1. sınıflarda ise, 24’er çocuk eğitim görebilecek.

 

 

 

İlkokul hangi semtte olacak?

Şişli Esentepe’de.

 

 


Milli Eğitim müfredatını nasıl uygulayacaksınız?

Reggio Emilia yöntemi yapılandırmacı bir eğitim yaklaşımı. Milli Eğitim müfredatı da bu çerçevede, yani yapılandırmacı. Ancak şartlar nedeniyle devlet okullarında uygulanamıyor. Bizim en önemli farklılığımız “iyi bir yapılandırmacı eğitim uygulaması” yapıyor olmamız olacak.

Farklılıkların zenginlik olarak yaşandığı bir geçmişe sahibiz.  Çocukların farklılıklarla büyümesi elbette ki büyük bir zenginlik. Okulumuz bu zenginliğe açık bir okuldur.

 

 

 

Sorular bitmiyor bir türlü 🙂 İlkokulunuzda yabancı dile yaklaşımınız nasıl olacak? Yabancı dil ağırlıklı mı, yoksa belli saatler yabancı dil görebileceği bir okul mu olacak çocuk için? Bu soru çerçevesinde, aslında Reggio ve Özlenen Kutlar’ın (eğitim tecrübesinden de yola çıkarak) yabancı dile yaklaşımı ne?

Çocuğun doğuştan iletişim kurma yeteneği var, İlkokulumuzda yabancı dil eğitimi verirken, çocuğun anadilini öğrenirken duyduğu merak ve isteği uyandıracak, çocuğun farklı zeka türlerine hitap eden disiplinlerarası bir yabancı dil öğrenimi uyguluyoruz.

 

 

 

Hem anaokulu hem ilkokul için soruyorum; çocukların beslenmesinde ne gibi hassasiyetler barındırıyorsunuz? Özellikle ilkokulda beslenme nasıl olacak?

Sağlıklı beslenmeyi her çocuğun hakkı olarak görüyoruz. Sadece organik besin maddelerinin kullanımı ile değil,”sağlıklı beslenme kültürü” kavramının eğitim yaşamının  içerisinde sürekli yer almasını sağlayarak, çocuklarda bu konuda bilincin oluşmasını hedefliyoruz. Bununla ilgili anaokulumuzda uyguladığımız sistem ilkokulumuzda da  devam edecek. Beslenme ile ilgili Prof. Ahmet Aydın’ın yaklaşımı bizim için çok belirleyici oldu. Bu doğrultuda, yağ kullanımımızda; tereyağı (İpek Hanım Çiftliği’nden) ve zeytinyağı (İpek Hanım Çiftliği ve Bozcaada) az miktarda da olsa fındık yağı, Aysun The Sütçü’den çiğ süt alıp, kefir kültürü ile mayalanmış yoğurt, bulgur ve tam buğday unu tüketimi, mevsiminde sebze-meyve tüketimi (Feriköy Organik Pazarı’ndan alıyoruz) gibi uzayıp giden ve günden güne de gelişen bir listeye sahibiz. Menümüzde en zararlı diyebileceğimiz “çikolata”yı bile kendi sütümüz, tereyağımız, kakao yağımız ve pekmez ile yapıyoruz.

Öğün sistemi anaokulumuzdakinin devamı olacak, yani; sabah kahvaltısı, öğle yemeği, ikindi kahvaltısı ve meyvesi şeklinde.

 

 

 

Özlenen Kutlar kimdir? Sanırım en başta sorulması gereken soruyu en sonda sordum. 🙂

Ben insanın kendisini hangi kimliklerde gördüğüyle ilişkili olarak bu soruyu çok severim 🙂 Ben; anneyim, kadınım, hayatla ve insan olmakla ilgili soruları-sorgulamaları olanım 🙂

 

 

 

Share on Facebook4Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*