2016 alev alev geldi

Biz gayet sıradan bir sofra kurup, oturmuştuk masaya, Yasin, önceden sözleştiğimiz üzere 1 şişe öküzgözü- kalecikkarası şarap getirmişti. Az içmiş, tek başıma içmekten sıkılınca çaya dönmüştüm. 

 

Deniz bütün gün uyku uyumadığı için 10- 9-8-7-6… olayını kaçırmıştı tabi, 5 saat öncesinde pireler geziyordu totosunda. Eren bizimle takıldı, şarabın tadına bakmak istedi, koklattım, çekirdek, balkon mesaisi, derken, kitabımı okuyup uyumuştum sakin sakin. Zaten biz o geri sayma şeyine de katılmadık ailecek.

 

Bir tek Eren’in “Noel baba ne zaman gelecek babaaa” diyerekten arabesk bakışlarla etrafı süzdüğü an, yeni yıl münasebetiyle de azıcık duygusallaştık, babasından cevap gelmeyince, o yay gibi kaşlarını alnının orta yerinde toplayarak devam etti, “Noel baba ne zaman gelecek anneeee”, “Ne diyeyim şimdi sana oğlum, seni hayal kırıklığına da uğratmak istemiyorum ama…” demedim, “Gelmeyecek ama istersen hayalinde getirebilirsin noel babayı” dedim, “Yeeaah ama ben hediye istiyorum” dedi, detaya girmeyeceğim (Çünkü Facebook MarkaAnne’sinde girmiştim) 55 lirayı kaptı o gece. Böylece herkes huzurlu bir uyku uyumuştu ki, sabah ezanıyla Deniz bizim yatakta doğrulup, kustu! Pardon kusmadı, ağzından doğurdu çocuk çok marifetli, yemin ederim ben doğurdum diye demiyorum. Önceki gün öğlene kadar yediği ne varsa avucumda ve yatağın çeşitli yerlerindeydi, öyle sulu sulu kusmadı, kulak memesi kıvamında 3 adet öbek (İçeriği konusunda daha detay vereyim mi?)!

 IMG_1039

Çocuğun teni lav gibi cayır cayır yanıyor.

 

 

İşte biz yeni yılın ilk sabahına böyle uyandık.

 

2 gün full baygın, uyku halinde, sadece kestane tırtıklayıp, su içip, uyuyarak geçirdi. Sanırsın evde Deniz yoktu, öyle bir sessizlik. Canım.

 

3. gün daha iyiceydi ama mıy mıy, mız mız.

 

He bu arada memeyle ilişiği, sadece geceleri, uyanıp da yanımıza gelirse, dilini memede gezdirip,  ayıp olmasın diye azıcık emecek ve gidecek kadar kesilmişken, ateşin ilk günü başlayan meme emme isteği çığ gibi büyüyordu. “Meme istioyum” deyip, destursuz elini daldırıp, memenin ucunu yakalayıp olduğu yere çekeliyor, -hortumsu sanıyor demek- güzzelce, yenidoğan gibi emip diğerine geçiyor, onu da iyice emip diğerine, sonra diğerine… “Hasta olduğuna yanmam, huyunun değiştiğine yanarım” sözü, tam da bugünler içinmiş.

 

4. gün “Aaaa bak mıy mıy ama azıcık yüzü gülüyor bugün” bile demiştim, kar bile oynadı sokağa çıkıp, az oynadı ama oynadı sonuçta. Akşamına yine halsiz, yine ateşli, ertesi gün yine, sonraki gün yine…

 

Bu arada doktorla sürekli telefonda konuşuyoruz. Kolay kolay “Getirin” demez, demedi de. Son günler, sadece gece ateşlenmeye başladı, iştahı hala yerine gelmemişti. Doktoru da son ana kadar “Bol su içsin, bırakın uyusun.” demişti. Artık 7. gece de ateşinin devam ettiğini öğrenince “Getirin bir bakalım neler oluyor” dedi. Heee, bu 7 günde, idrarı çok kokulu oluyordu ve Barbaros Bey’e bunu da söylemiştim “Acaba idrar yolu iltihabı olabilir mi?” diye ama “Yok! Az su içiyor demek, daha çok içirin” demişti, nereden anladı acaba idrar yolu iltihabı olmadığını? Hala daha bilmiyorum bunu.

 

 

Neyse gittik muayeneye, evirdi, çevirdi baktı, ciğerler temiz, boğazda azıcık bir kızarma var, “Hiçbir şeyi yok, geniz eti büyümesinden oluyor ateş” dedi ve eczanede hazırlanan ve buruna sıkılacak bir ilaç verdi. 5 gün kullanılacak, 10 gün ara verilip 5 gün daha kullanılacaktı. Sanırım kortizonlu bir ilaçtı. “Bol bol açık havaya çıkın, arkadaşlarıyla hep açık havada oynasın, gece odasının camını 3 parmak açık bırakın…” gibi bildiğimiz ve zaten yapıyor olduğumuz şeyler söyledi. Deniz muayenede sebepsizce ağlarken Barbaros Bey’i dinleyemiyorum diye “Meme ister misin anneciğim?” dedim, geldi, bluzun altına kafasını sokup emmeye başladı, Barbaros Bey kalakaldı, “N’apıyorsunuz siz?” dedi, “Hastalanınca memeye sardı, biraz toparlayınca halledeceğiz” dediysem de “Olmaz, bu patolojik bir durum olmuş artık, siz her zaman yanında olamazsınız, bir an önce memeyi kesin, alın kocanızı 3 gün tatile gidin, bakalım o zaman ne yapacak (Burada gözlerimiz yuvalarından fırlarken, içimden “Vallahi siz bakacaksanız bizim yavrulara 10 gün de tatil yaparız biz” diye geçiriyordum:)” dedi. Pedagojik olarak olması gerekeni bilsem de anne olarak, onun bu isteğine karşı çıkmak istememiştim ve evet, kesmem gerektiğini biliyordum ve kestim ama bu başka bir yazının konusu.

 

 

Konuşmamız devam ederken, çocuğunun yanında öğretmenine kaş göz edip “Biraz daha kitap okuması gerekiyor değil mi?” diyerek kendi yapamadığını öğretmene yaptırmaya çalışan anne gibi, “Barbaros Bey, Deniz abisinden dolayı paketli gıdaları biraz daha erken tanıdı, bunun önünü kesebiliriz tabi ama Yasin çok düşkün ve gizlice yemeyi halledemiyor, illa onlara da yedirecek…” diye aslında şikayet ettiğimi çaktırmamaya çalışarak düpedüz şikayet ediyordum. Barbaros Bey durumu hemen anladı ve gülümseyerek “Markete ve o reyonlara hiç girmeyin bile, illa paketli bir şey alacaksanız, ki gerek yok, badem, fındık, fıstık filan alın, (Yasin’e dönerek) hem siz de yemeyin, kilo yapar, ki kilolusunuz zaten…” dedi, Yasin kafa sallayıp onayladı ve Deniz’i alıp aşağıya indi, benim birkaç sorum daha vardı, çıkarken tokalaşmak üzere ayağa kalktığında, “Önce eşinizi halledin, onları yedirmeyin çocuklarınıza, işiniz çok zor” diyerek yolculadı beni. Aşağıya inip, “Biliyor musun Barbaros Bey böyle böyle dedi senin için” dedim hemen Yasin’e, “Tamam canım, almayız biz de, başka şeyler alırım ben de çocuklarıma” diyerek, 5 yıldır dilimdeki tüyleri tüketen söylemlerim 1 seferde amacına ulaşmış gibi görünüyordu. % yıldır her seferinde “Tamam, anladım, bir daha vermeyeceğim…” gibi binlerce cevap duyduğum Yasin bu sefer sözünde duracak mıydı?

 

 

 

Dün akşam, eve doğru dönerken, karnımız da pek acıkmıştı, “Şurada bir şeyler yiyelim” dedi Yasin, “Nerede?” dedim, “Mc Donald’s’ta”, “Hayır Yasin neden orada yiyoruz, evin orada çok güzel kebapçı var oraya gidelim” diye direttim, nihayetinde kebapçıdaydık ama masanın dibindeki oyun odasından gelip de iki lokma et yemedi yavrularım, tamam önemli değildi, yemek saatini kaçırdıkları için aç kalacaklardı. Çıktık, “Pastaneye gidip size pasta alayım mııııı çocuklaaaar?” dedi bu sefer Yasin, ağlamak istiyor ama sesimi çıkartmıyordum. 1 kilo ekler pastayı çocukların önüne koydu ve dakikalar içinde pasta bitti, Yasin de yedi ama asıl çocuklar bitirdi. Onlar daha yiyorken çıkmıştım ben evden, söylenmemeye çalıştım ve galiba başardım, eve geldiğimde Deniz uykusunda tazyikle kustu, sanki profiterol yemiş kilolarca gibi, sabaha kadar kustu çocuk, gözümü kırpmadan başında oturdum sabaha kadar. O koşuşturma anında, mutfak rafında kavanozların arkasına gizlenmiş, yarısına kadar yenmiş çokoprens’i gördüm, “Nereden çıktı bu Yasin?” dedim, “1 tane Eren 1 tane Deniz yedi” dedi, “Kaç tane diye sormuyorum, nereden çıktı diyorum!” dedim, “Benim canım çekmişti” dedi ve yarımşar kilo ekler üzerine, 1’er tane de (Ki daha fazla yediklerini düşünüyorum) çokoprens, 1 paket çikolatalı kurabiye yediklerini de öğrendikten sonra, sosyal hizmetler görevlilerini arayıp şikayet edesim geldi. Ağlamak istedim hüngür hüngür, Barbaros Bey de işe yaramamıştı. Bütün gece söylendim, bugün, bütün gün, telefonla arayıp söylenmeye devam ettim. Geçti mi? Hayır! Homur homurum.

 

 

Deniz sabah itibariyle çok iyiydi şükür ki ama sabaha kadar başında beklediğimden ayılamadım bütün gün. 

 

 

Aslında bunların hepsinde benim de kabahatim var bence, Eren bebekken, aile, arkadaş demeden, “Hayır onu vermeyin! Bu olmaz! Çok zararlı!” gibi söylemleri şakkadanak söyleyiveriyordum, bu, birçok kişinin suratının düşmesine neden olsa da, ben çocuğumu korumaya çalışıyordum ve başka türlü de koruyamayacaktım. Haklıydım, olmasam bile, çocuğum için iyi olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyor olmam en doğal hakkımdı.

 

 

Deniz’de ise, zaten abisinden dolayı daha erken tanıştığı tatlar üzerine her yeni bir şey eklendiğinde, görmemeye çalışıyor, abisi gözünün önünde yerken ondan kısıtlayamayacağım gerçeğini düşünüp rahat olmaya çalışıyor, Eren’e de mümkün olduğunca, “Git başka yerde ye ve öyle gel” diyordum. Evet, Deniz’de kimsenin kalbini kırmamıştım ama abisi kadar bağışıklığının kuvvetli olduğunu da düşünmüyorum. 2016, bu anlamda kararlarımı güncellemem gerektiğini gösterdi bana. Tekrar kefir mayalamaya başladım, Eren deli gibi içiyor, Deniz yüzüne bakmıyor (Şimdilik), evde yaptığım sirkeden haftanın 2 günü bir çorba kaşığı içiriyorum, şurup niyetine, ev turşusu kurduk annemle geçenlerde, beyaz lahana ve kırmızı lahanadan, onların suyundan 1 tatlı kaşığı içiriyorum haftanın 2-3 günü, tanelerini ise Eren yiyor ama Deniz ı-ıh. Barbaros Bey turşu konusunda çok yüklenmememi, tuzdan dolayı böbrekleri yoracağını söyledi, ben de dozu ve miktarı bu şekilde ayarladım. Kuzenim Amerika’dan Kamboçya çayı mantarı gönderdi, onu da dün gece mayaladım. 1 hafta ve 1 ay aralığında mayalanma süresi var ve bu süreçler içinde, pipetle dipteki tadına bakarak, içebileceğin tada geldiğinde yenisini mayalıyor, olanı dolaba kaldırıyorsun ve çocuklar, sen her gün 1 bardak içmeye başlıyorsun. Siz yine de doktorunuza danışın tabi.

 

 

 

Deniz’in bağışıklığını kuvvetlendirip, barsak florasını desteklemek için elimden geleni ardıma koymayacağım. Çok manyak bir şeye de dönüşmek istemiyorum ama çocuğumun sağlığı için azıcık manyaklık lazımsa, bende var çok şükür. 

 

 

Sağlıklı sıhhatli olun…

 

 

 

Share on Facebook9Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Hastalık ve hastalanma isi beni ikinci çocukta acayip gerdi ve değiştirdi. Kızım ilk kez 6aylik ateşlenip hasta olunca ilk gun direndim bol bol emzirdim rahatlattim vs ama diş Baskılara dayanamadım yeni anne olarak ve ilaçlarla tanıştık. Cok sukur sık hasta olmadı ki 18aylil kreşe Başlamasına rağmen. Elbet zamanla ateş ve Hastalıklara karsi direnmelerim daha sağlam oldu. Ama ikinci bebek geldikten sonra ve daha 3aylikken kulak enfeksiyonu olunca benim Butun duvarlarım Kırıldı. Bi koca gece ağladı ve sabaha karsi emzirirken kulağının ensesine kadar akmış Oldugunu farkettim:(( bu sefer de oturup ben Ağladım. Simdi durumumuz burnu aksa antibiyotik! Çünkü 5 kez daha kulak enfeksiyonu oldu. Nasıl oluyor bilmiyorum ama oluyor:/ kızım cok cok ve guzel emerken oğlanı zorla emziriyorum. Gece uykusunda çaktırmadan emzireyim diyorum ağlayıp memeyi ittiriyor. Sağlıklı vitamini beslicem seker çikolata vermicem diye göbeğim çatlıyor ve Kısmen oldukça da başarılıyım ama gel gör ki burunları durmuyor ikisininde. Suan bile antibiyotik içmelerine rağmen firik firik geziyorlar. Delirmemek işten degil! Insanın sevmediği ot burnunun ucunda bitermiş Hesabı ben sinir oldukça ugrastikca daha cok hastalanıyorlar sanırım :/ he neden yazıyorum bunları bi yere bağışlayacaktım aslında ama onu unuttum.
    Son olarak da cok da manyaklasmamak Lazım sonra ınsan altından kalkamiyor. Tabi siz yine de elinizden geleni yapın ama Kafayı sakin tutmakta da fayda var sanırım. Ben de arada deliriyorum cocukları da dedirtiyorum sonra kocam gelip ne yediriyorsun yine bunlara abuk subuk diye hizaya sokuyor:))

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*