Boynunda şişlik vardı…

Bu yazı, dün, yani 13 Mayıs 2016 tarihinde yazıldı.

Sadece fotoğrafını sabah koydum. Bir de ne göreyim! Bkz. foto

 

 

 

Bugün… Değişik bir gündü.

 

 

Bundan aşağı yukarı 3 ay önce…

 

Bir akşam evde oturuyoruz. Yasin trafikte kalmış, daha gelememiş, çocukların uyku saatine de var biraz. Eren yanıma geldi, “Anneee kulağım ağrıyooor” dedi. Çok üzerine düşmedim. Tekrarladı, sonra yanağı kızardı. Yasin’in gelmesi çok uzun sürecekti, Deniz’i bırakabileceğim bir yer yoktu ve biri hasta 2 çocukla acile gidemeyecektim, ama bir şey de yapmam gerekiyordu. Burnunu iyice temizledim, boşalttım. Kulağına 2 damla soğan suyu damlattım, memeden 1 çorba kaşığı anne sütü sıkıp verdim, 3 diş sarımsağı ezdim, yanında kefir içmek suretiyle ikna oldu, kaşık kaşık yedirdim. Tüm bunlardan 5 dakika sonra ayaklandı, hoplayıp zıplamaya başladı. Yanağının kızarıklığı geçti. “Kulağın ağrıyor mu oğlum?” diye sordum, “Sağa sola dönünce acımıyor” dedi, “Düz durunca acıyor mu?” dedim, “Hayır” dedi. Daha da “Kulağım ağrıyor” demedi. 

 

1,5 ay önce…

Boynundaki bir bölgeye yanlışlıkla eli değdi ve “Anneee çok acıyor burası” dedi, baktım  fındıktan birazcık daha büyük bir şişlik. “Hmmm, biraz bekleyelim, devam ederse bir doktorunla konuşayım” dedim. Acısı geçti ama şişlik devam etti (Bugün bile var hala), ben de doktorumuz Barbaros Bey’i aradım, anlattım durumu, “Çocuklarda lenf bölgelerinde böyle şişlikler olabilir, ateş olursa konuşalım” dedi. 

 

 

1 ay kadar önce…

 

“Anneee yutkunurken boğazım acıyooor” dedi. Te Allah’ım. “Dilini çıkararak AAAAAAAA yap bakayım” dedim, sağ tarafı iltihaplanmış. Bu sefer ateşi de vardı. Geldi kucağıma yattı halsiz halsiz. “Yine sarımsak ezeyim 3 diş” dedim, “Sarımsak istemiyoruuuuum çok acııııı” dedi, “Evet ama çok iyi geliyor, geçen sefer kulağın ağrıdığında yapmıştık, 5 dakika sonra koltuk tepesinden atlamaya başlamıştın” dedim. “Pekiii. Ama yanında yoğurt da istiyorum” dedi. Tamamdı. Yedi yine kaşık kaşık sarımsağı, yanında yoğurt kaşıkladı ve abartmıyorum 5 dakika sonra futbol oynuyordu. Ertesi gün baktım boğazına, iltihap küçülmüş, bir sonraki gün ise toplu iğne başı kadardı. Sonra yok oldu gitti. 

 

 

10 Mayıs Salı. 3 gün önce

Instagramda küçük bir evladın kötü bir haberine rastladım. İçimdeki ses, “Yahu bu hastalığın belirtisi nasıl oluyor acaba?” diye fısıldarken parmaklarım çoktan googlelamıştı olayı. Yazıyı kapattım. Eren’in yanına gittim. “Bak bakayım bana” dedim, parmaklarımı, meme muayenesi yapar gibi, bir profesör edasıyla boynunda gezdirdim. Maksadım, o fındıktan azıcık büyük şişlik gibi başka var mı diye keşif gezisine çıkmaktı. Oysa ben çok başka bir şey fark ettim. Boynundan kulağına doğru giden patikada kalınlaşma var. Kabakulağımsı bir şişlik gibi. “Acıyor mu?” dedim, “Hayır” dedi. Ben alacağımı almıştım.

 

 

Ertesi gün, iyi bir KBB uzmanına gösterecektim. Whatsapp grubumuzdaki kızlara sordum. Banu, “Tam senlik biri” diyerek önerdiği İrfan Gözübüyük’e yönlendirdi beni. Gerçekten çok içime sindi İrfan Bey. Didik didik soru sordu. “Ne alaka!” diyebileceğimiz türden sorular da dahil. Bunların arasında en çok dikkatimi çekeni “Kaç kere antibiyotik kullandı?” sorusuna verdiğim “1” cevabına, “Çok az” diye karşılık vermesi oldu. Bunun bir standardı mı vardı ki? Her sene 2 şişe antibiyotik içmesi mi gerek mesela? diye aklımdan geçirirken, “Çünkü öyle bir duruma gelmiş ki, başettiği şey her neyse artık lenflerin devreye girmesi gerekmiş ve çok fazla şişmiş” dedi. “Antibiyotik başlamak zorundayız bu durumda” diye ekledi. “Kedilerle çok haşır neşir oluyor mu?” diye sordu, “O da soru mu, kapının dışında uyuyan Zeyzey nasıl oluyorsa Casper gibi eve sızıyor, bizimkilerin yanında uyanıyor yeni güne bazı sabahlar” demedik demedik, “Evet” dedik sustuk. “Hımmm Toksoplazma IgM ve IgG de bakalım o zaman” dedi, EBV VCA IgM ve IgM antikorlarını da ekledi, “Bir de boyun ultrasonu yazıyorum. Bunları hemen yaptırın ve sonucu bana gönderin” dedi. İşte orada, evde cebime koyduğum kaygılarımın yanına daha heybetlisini eklemiştim bile. 

 

 

 

“Neden ultrason istediniz?” diye sordum, “Orayı bir görelim, çok şişmiş” dedi.

 

Randevu ayarlayana kadar geçen 2 gece neredeyse uyumadım gibi bir şey. İlk gece kendimi biber dolması, çilek reçeli, hamburger köftesine adadım. Dün gece, bu sabah 08.00’da hastanede olmamız gerektiği için “Ya uyanamazsam, randevuyu kaçırırsak” diye evi kırklayarak, kefir mayalayarak, toz alarak, küvet- lavabo ovarak, kişisel bakım şeysiyle  geçirdim. Yapmadığım iş kalmadı ama saat ola ola 04.30 oldu. “Oturup dergi kurcalayayım biraz” dedim, popom koltuğa değdiği gibi ağzımdan salya akmaya  başladı. Kalktım elimi yüzümü yıkadım. İşte sonrası çok net değil. Eren’in yatağında, Deniz’in yanında uyumuşum. Sabah Yasin uyandırmasa treni kaçırmıştım.

 

Saat 06.50’de yoldaydık, kayyyymak gibiydi yollar, giderken, bugün ayın 13’ü olduğunu hatırladım. “Leeennnnn Galatasaray’ın kurasını kaçırdık, bugün çekiliş olacaktı. Yok yok bugün kayıtların başladığı gün. Yok abi kayıtlar Mayıs başında başlıyor, o zaman bugün son gün….” diye söylenirken telefonumdan sitesine girdim baktım hemen. 13 Mayıs son gün yazıyor. Kaderin tam olarak cilvesi böyle bir şey. Yasin’i aradım, “Bugün kayıt yaptırmamız lazım” dedim. (Devam edecek)

IMG_0005

Şimdi fotoğrafı yüklerken farkettim üzerindeki Galatasaray yazısını:) Evren’in bana bir mesajı da bu olabilir mi?

 

Canım arkadaşım Damla Haseki’de randevu ayarlamıştı, çalışma arkadaşı Elif elimizden tutup başımızı bekledi, Dr. Gökçe ultrasonu çekti ve “Kasığını açsana” dedi, oraya da baktı, “Koltuk altını da aç” dedi, oraya da baktı. “Kasık ve koltuk altında bir şey yok ama boyun için, bana sorarsan hemen bir patoloji yaptır” dedi, “Tamam, eğer gerekiyorsa…”, “Ben kendi çocuğum olsa adı konsun isterim, yaptır rahatlayın” dedi. Hemen Cerrahpaşa’ya götürebileceğimi söyledim, onun da eşi oradaymış ve patolojiyi onun yapabileceğini söyledi, hemen ayarladı sağ olsun, bana bilgileri verirken fark ettim, ben orada değildim. Tutamadım kendimi, hüngür hüngür ağlıyordum. Gökçe’yi 2. görüşüm, beni sakinleştirmeye çalışırken Eren’i arka tarafa resim yapmaya yolladı. “Sakin ol, kasık ve koltuk altı temiz, sadece kitleler çok büyük ve irili ufaklı çok fazla. Ne olduklarını bilirsen rahat edersin diye diyorum, bir şey yok sakin ol” diye uğraştı benimle. Sağ olsun…

 

 

Ben arabeske bağlayarak hastanenin karşısındaki kafeye gittim Eren’le. Yasin’i aradım “Cerrahpaşa’ya gel” dedim, ailemizin doktoru Prof. Berat Apaydın’ı aradım “Berat abiii üüüüüüüüüü” diye ağlamaya başladım. Teselli, sükunet… KBB’cimiz İrfan Bey’e haber verdim. “Dur!” dedi, “Önceliğimiz patoloji değil, tahliller bir çıksın. Belki de toksoplazmadan kaynaklanıyor… Çok gördüm ben öyle çocuk. Eğer kan tahlillerinde bir şey çıkmazsa patoloji gerekebilir ama bu, o zaman konuşmamız gereken bir konu.” dedi. Adama güveniyorum. (Bu, Gökçe’ye güvenmiyorum anlamına gelmiyor. Bu eksik parçayı yerine oturttu sadece. “Gerekirse yapılır ama önce kan tahlili ve usg raporunu göreyim hele” parçası) “Tamamdır” dedim. 

 

 

Beyoğlu’na geçtik ve Galatasaray kurası için kayıt yaptırdık. Ne de olsa, gecikmeli bir şekilde göbek bağı okuldaki gül ağacının dibindeydi. Bugün kayıt gününün son günü olduğunu hatırlamamın, daha doğrusu bu kafayla Galatasaray’ı hatırlamamın, kayıt numarasının 5013 olmasının, oradan çıkınca İstiklal’de Tüten’i görmemin, canım JunusCoban Butik’te (IG: JunusCoban_store) bir kızın “Boynum şişti” demesiyle hayatıma, günüme, o an yaşadığım duyguya kattığı anlamın bir anlamı olmalı. Var tabi ki, aslını zamanla göreceğim. 

 

 

 Güzel haberler alalım, güzel şeyler yazalım. Amin.

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook34Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*