Terapiye ihtiyacım var sanırım!

Nereden başlasam bilemiyorum, çok berbat hissediyorum bu ara kendimi. Sebeplerim var tabi ama bu kadar içselleştirmek de istemiyorum, bir yandan da elimde değil, hiç değil.

 

 

 

Annemden başlayayım en iyisi;

2005’in sonları, annemin sol kolunda dayanılmaz derecede ağrılar, eş zamanlı olarak da boynunda yumurta büyüklüğünde bir şişlik oluyordu, ağrılar bazen ağlatacak kadar fazlalaşıyordu. Babam da anneme “Sabah erken kalk da doktora gidelim” dedi 2 hafta boyunca ama annem bir türlü erken kalkamıyordu, çünkü çok geç yatıyordu. Aklımıza da kötü bir şey gelmediğinden herhalde, biz de zorlamadık. Neyse, bir sabah babam uyandırdı ve arkadaşı, genel cerrah olan Prof. Berat Apaydın’a götürdü annemi (Ailemizin çatlak profesörü), o sıralar, Berat abinin kardeşi de kanser tedavisi görüyordu ve kardeşinden dolayı Çin’den, Amerika’ya, kanserle ilgili inanılmaz araştırmalar yapmıştı Berat abi. Annemin boynundaki şişlikten parça alıp patolojiye göndereceklerdi, basit bir operasyondu başta ama çok uzun sürdü, çok derindeymiş çünkü ve mercimek büyüklüğünde bir sürü parça çıkmış, bunlardan bir tanesi biyopsi için patolojiye gitti ve iyi haber! Temizdi:) Güldük eğlendik… Ama Berat abi, “Hayır” dedi, “Bunda bir şey var” yani anneme demedi de, onlara demiş, o mercimek tanesinin biyopsi yapılan kısmından arta kalan taraf için tekrar biyopsi istedi ve evet, kanserli hücre!

 

 

 

 

Bunu öğrendiğimizde ben üniversite son sınıftaydım, ablam çalışıyordu, babam yoldan beni aldı, sonra ablamı aldık, eve gideceğiz ama nasıl? Berbat durumdayız, anneme nasıl söyleyeceğiz? Duyunca ne yapacak? Nasıl olacak? Hepimiz ağlıyoruz arabada, babam “Ağlamayalım artık anneniz anlamasın!” diyor ama… Neyse, anneme belli etmemeye çalıştık ama annem sonucun o gün çıkacağını biliyor ve evde merakla bekliyormuş zaten, ısrarla babama soruyor “Seni aramadılar mı?” diyor, babam da evin içinde annemden kaçarak cevap vermeye çalışıyor, “Aramadılar” diyor. Annem sinirleniyor, zaten son zamanlarda çok fazla sinirliydi ve bir türlü anlamlandıramıyorduk, meğer olurmuş öyle. En sonunda (O anı tam hatırlamıyorum ama) annem öğrendi ve evden çıkıp sitede yürüyüş yapmaya başladı, çekindim yanına gitmeye ama camdan ona bakıyordum, ağlıyordu.

 

 

Küçük hücreli bir tür, muhtemelen lenflerinde şişme yapan şey, başka bir organdan sıçramış ama hangi organ? Tetkikler başladı derken akciğerlerde başladığı anlaşıldı ama (Küçük hücreli akciğer kanseri)”Küçük hücreli olduğu için ameliyat mümkün değil” dedi Berat abi, kemoterapi ve koruma amaçlı beynine radyoterapi yapılacakmış. O zamana kadar kemoterapiyi, bir cihazın içine girilerek yapılan bir tedavi yöntemi sanıyormuşum, meğer serumla verilen bir ilaçmış sadece.

 

 

2006’ya girdiğimiz o geceyi unutamıyorum. Unutamıyorum…

 

 

Onkolog Çiğdem Papila ve Berat abi annemin doktorları oldular. Ellerinden gelen her şeyi onlar hastanede biz evde yaptık ve müthiş arkadaşları vardı annemin Özden abla ve Sevim Teyze, annemi çok mutlu ediyorlardı, sürpriz yapıyorlardı anneme sürekli. Babam çok kötüydü hep, saçma diyebileceğimiz birçok şey yapıyordu, ablamla ben ise, antidepresan kullanmaya başladık ve bazen, ağlanacak her duruma kahkahalarla gülebiliyorduk, babam buna da bazen kızıyordu.

 

 

 

Kemoterapi başladı!

 

 

 

2. kemoterapiden sonra sanırım saçları iyice dökülmeye başladı. Öbek öbek döküldükçe o saçlar, iyice morali bozuluyordu ve bir akşam, babam tabureye oturttu annemi, ablamla ben de yanında gülümsüyorduk, makineyle kesti annemin saçlarını, dünyalar güzeli bir keltoş oldu annem. Ağlamaya başladı, hepimiz de eşlik ettik sessizce ve kaçak göçek.

 

 

 

O güzelim saçları o akşam ağlaya ağlaya topladım yerden, sakladım, hala çekmecemde. Hala kokluyorum bazen çıkarıp.

 


 

NOT: Bazı şeyleri eksik anlatıyorumdur muhtemelen, o kadar çok detayı olan 1 yıldı ki, bazı kelimeleri yanlış hatırlıyorum muhtemelen ama o zamanlar tüm doktorlarla literatür raconuna göre çok akıcı şekilde konuşabiliyorduk ablamla.

 

 

1 yıl sürdü sayılır, 2006’ya birlikte, 2007’ye annemsiz girdik. O 1 yılın detaylarına girmeyeceğim çok ama annem gözümüzün önünde eridi diyebilirim sadece. Ben şükretmeyi, işte o 1 yılda öğrendim hakkıyla.

 

 

 

…ve 4 yıl önce, Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsunlar hareketini başlatmıştım, “Sütü bol olan, sütü olmayan, başvursun, bir havuz oluşsun, arz talep bir yerde olsun, nihayetinde bir araya getireyim onları, bebeler mamadansa anne sütü içsin…” diye.

 

 

 

Aylar önce bir mail aldım, “Acil anne sütüne ihtiyacımız var” diye başlıyordu ve “Ama bebeğimiz değil babamız için” !!! Babalarının kanser hastası olduğunu, yapılan bir araştırmaya göre anne sütünün kanser hücresini küçülttüğünü söylüyordu kadın. Bunu da Türk televizyonlarında ve gazetelerinde ve bilimum mecralarda kamuoyuyla paylaşmış olacaklar ki (Hiç televizyon izlemiyorum ve gazete neredeyse hiç okumuyorum gibi bir şey), o günden bugüne yüzlerce mail düştü bu konuyla ilgili. Elimden geldiğince hepsine yardımcı olmaya çalıştım. Hem ne güzel haber değil mi? Ne büyük umut! Enfes bir şey bu biliyor musunuz? Yani kanser hastaları ve yakınları için… 2006’da böyle bir araştırma kamuoyuna servis edilmiş olsaydı, ben o anne sütünü bulur, o güzel anneme içirirdim. İyi olurdu ya da aynı devam ederdi ama ya iyi ederse(ydi)… Düşünsene, bir şey var ve onu içerse iyi olabilir! Offf insanı deli eder bu düşüncesi bile.

 

 

 

Sonra etrafımdan, yani etrafımdan dediysem, ASOOB için iletişime geçmiş kanser hastaları ve yakınlarından çok olumlu şeyler duyuyordum, nasıl mutlu ediyordu beni bu. Kötü haberler de aldık elbet, çok üzüldüm ama umudumu yitirmedim, çünkü bence onlar geç başlamışlardı sütü içmeye?! Yani işte bence, bilemiyorum, belki de ondan…

 

 

 

Sonra, fark ettim ki, süt bulmaya çalışmalar sırasında ve hastalarla, hasta yakınlarıyla konuşurken, çok fazla, yani çok gereksiz, yani konuyla aslında alakası olmayan sorular sormaya başladım, “Kaçıncı evre? Hiç kemoterapi gördünüz mü?” gibi. Ne alaka abi? Mazoşistliğin bu kadarı! Bunları öğrenince başım göğe mi erdi? Sadece üzüldüm, daha çok üzüldüm ve daha çok 2006’yı yaşamaya başladım ve sonra 2007’yi, sağımı solumu kurcalayıp, “Bir şişlik mi var orada bakayım? Ana! Yoksa bende de mi?!” gibi sanrısal boyutlara taşıyacağım psikozlar. O annemin saçı o çekmeceden günde kaç kere çıkmaya başladı biliyor musun? Boş ver, o kadarını da bilme di mi:)

 

 

 

…ve ben, geçenlerde, evde Emine Teyzeme ağlıyordum, Emine Teyze gitmek istedi. Aslında daha çok kızı Evrim’e ağlıyordum belki de bilemiyorum ama ağlıyordum evin içinde işte. Bu şey, benim gönül bağı kurmamı otomatiğe alıyor, bunca ortak şey yaşadığım bir başkasının elini sıkıca tutmak istiyorum. Diğer yanım da, daha şimdi şimdi “Yapma Derya, bu kadar içselleştireceksen, bu kadar yıkıcı boyuta varacaksa, yine elinden geleni yap, yardım et ama sonra arkanı dönüp git” diyor. Ben ve arkamı dönmek filan. Bilemiyorum.

 

 

 

Ama bir taraftan da, yaşadıklarımdan dolayı, insanlarla daha kuvvetli empati yapabiliyordum. Mesela, benden süt isteyen bir kanser hastası yakını, daha sonra aradığımda, çok utanarak “Babam sütleri içemiyor, çok midesi bulanıyor kokusundan ve çok sinirli, soramıyorum da ‘İçiyor musun?’ diye, siz de o kadar uğraştınız…” dedi. Hiç utanmasına gerek yoktu, çünkü bu çok normaldi, çok anlayışla karşılanması gereken bir durumdu. Benden öylesine anlayış görünce önce çok şaşırdı, sonra çok sevindi, kendini çok yakın hissetti, mutlu oldum.

 

 

 

Bu aralar genel olarak kötüyüm, içim eziliyor ve daha ne hayatlar var içine girdiğim… Yaşadığım durumun içinden çıkamıyorum, çok üzgünüm. Biraz dertleşmek istedim.

 

 

 


 

 

 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

6 yorum

  • Sevgili Derya Hanim,
    Öncelikle başınız sağolsun.. Lütfen kendinizi bu kadar karmaşık duygulara teslim etmeyin. Keşkeler geri gelmiyor maalesef. Bu lanet hastalık bir çok sevdiğimiz insanları alıyor bizden. Ama şunu unutmayın!: Biz bir tırnağıni yaratmaya kadir değiliz.. Hepimizin hayatı Allah’a emanet. O verir O alır! Allah her zaman daha beterinden korusun.. her zaman beterin beteri vardır diye düşünün. Çünkü bu böyle…. Kendinizi bu kadar uzmeyin… tabii ki elinizden gelse kendi canınızı bile verirdiniz, ama eminim ki en zor günlerde bile anneniz için elinizden geleni yaptınız! Siz iyi bir insansiniz.. iyilik yapmak istiyorsunuz. Bundan güzel bir şey var mı? Ve eminim ki anneniz eğer bir yerlerden görüyorsa yaptıklarınızı, yardıma ihtiyacı olanlara yardım ettiğinizi asla benim için neden yapmadi demeyecek.. sizinle gurur duyacak!!!!! Üzülmeyin lütfen!!!! Kendinizi kötü hissetmenizi gerektiren bir şey yok. Ozluyorsunuz tabii ki. Iciniz acıyor. Ama acınızı yaşayın. Sucluluk duymayin….. duymanizi gerektirecek bir neden yok…. çok zor günler gecirmissiniz… ama vicdan azabı çekmeyin…
    Anne sütünün kanser tedavisinde kullanıldığını ve başarılı olduğunu ben de duydum… eger gerçekten öyleyse bu tıpta müthiş bir ilerleme!!!!!!!!! Ve sizin için gönülden iyilik yapmak için daha büyük bir fırsat… bununla ilgili bilimsel bir yazı var mı acaba??? Üzülmeyin. Anneniz şu an çok daha güzel bir yerde……..
    Sevgi ve Saygılarımla

    Cevap Yaz
    • Beni çok duygulandırdınız. Teşekkür ediyorum moraliniz için. Bilimsel olarak kanıtlanmış evet ama bulmam gerek, şu an için müsait değilim ama ilk fırsatta paylaşacağım. Sevgiler☺️

      Cevap Yaz
  • deryacığım okudum içim eridi eridi canım arkadaşım mekanı cennet olsun nur içinde yatsın o çok iyi insandı herkese herkese yardım ederdi kimseyi kırmazdı onun çok güzel yerde olduğuna inanıyorum allah sana evlatlarına babacığına ablana sağlıklı uzun ömürler versin allah bir daha göstermesin

    Cevap Yaz
  • Iste bu sanırım …
    2006 Mayıs ayı, annem sag yumurtaliginda birşey hissediyor. Aslında aylar once ağrı yapıyor ama üşüttum galiba diyor geçiştiriyor. Can Arkadasi zorla doktora götürüyor. Yılların Yasar hocası, yumurtalikta büyüme var yaz bitsin bakarız tatilini yap gel diyor. Bi kurt düşüyor Ahter teyzemin icine bi doktora daha gidiyorlar. Bayır baska bisey bu! Onkolog görsün.
    Onkolog ne ki??!!
    Mayıs sonu annem ameliyat oluyor hem kadın dogumcu hem onkolog giriyor ameliyata. Biz bilmiyoruz, Abimle ben, kolon sa metastas yapmış. Yumurtalikta rahim bir miktar barsak alınıyor.
    Babam kemoterapi diyor.
    Kemoterapi ne ya??!
    Annem 2006 Haziran’da kep törenime sacları kısacik geliyor. Nasıl olsa dökülecek diyor.
    Bir gun bile elini bırakmadan yanında duruyorum.
    Ben mezun olurum o da emekli oldu oysa gezip tozacaktik. Ne oldu simdi boyle?!
    Neden bilemedik? Ayaklarım geri geri gidiyor çalışmak istemiyorum yoruluyorum ben dedikce neden anlamadık.
    Söyleyeyim. 4. evre.
    Iki tur kemoterapi.
    Neye yaradı nereye gitti bilmiyorum bilmiyoruz.
    2008 ocak. Nişanlımın yemin töreni var. Sabah kalktım gitmiyim baba dedim. Git kızım dedi. Cuma gittim. Cumartesi aksama yetişemedim …
    Güzeller güzeli annem. Annem.

    Kızım doğduğu zaman sutum cok fazlaydı. Hatta o zaman size bile mail atmıştım varsa biri verebilirim diye.
    Simdi duyurularınızı okuyunca icin tuhaf oluyor. Acaba annem de içseydi olur muydu nasıl olurdu?
    Inancım sağlam. Hic isyan etmedim sukur. Allah’ın emri yapacağımız bisey yok. Yapılacak varsa da yaptık.
    Ama ozlem ah ozlem, lanet.
    Simdi siz guzel seylere vesile oluyorsunuz. Yüklenmeyin kendinize. Keske demeyin. Ah eldeymis gibi.
    Sizin de basınız sag olsun. Anneniz sanırım gurur duyarsız vesile olduklarınızı ilgilendiklerinizi görseydi.

    Cevap Yaz
    • :((( Offff aynı dönemler, kep törenime gelememişti annem, ben de cüppemi kaçırmıştım okuldan, siteye cüppemle girdim, annem bahçede oturuyordu arkadaşlarıyla, kepimi bir de onun yanında fırlatmıştım, hatta kafenin çatısına gitmişti kep:) Çok özlüyorum, hala ve çok fazla, Allah sabır ve dayanma gücü versin ikimize ve tüm kaybedenlere:(

      Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*