Sil baştan…!

Tam “Tuvalet eğitimi ile ilgili” yazı yazdım, Prof. Bengi Semerci ile bu konuyu konuştuğumuzun ertesi günü yazdım hem de. 26 Nisan günü… Yine aynı gün Eren okuldan geldi ve merdivenlerden çıkarken “Kaka” dedi.

 

 

 

“Aaaaaaa, daha fazla yan çizmeyeceğim. Çocuk daha ne yapsın? Paçasına külotu geçirip gezdi!!! ‘Kaka’ dedi!!! Bezini kendi kendine çıkartıp tuvalete oturmasını mı bekleyeceğim? Çiş-kaka sizden mi korkacağım? Sizden korkan sizin gibi olsun…”

 

 

 

 

 

Evet, eve çıkana kadar içimden geçirdiklerim bunlardı ve eve vardığımızda tuvalet adaptörünü aldığım gibi yerleştirdim, oturdu tuvalete, çiş yaptı sanırım, vallahi hatırlamıyorum ama kaka olsa hatırlardım herhalde.

 

 

 

 

 

“Artık külotlarını giyeceksin” es “Çişin kakan geldiğinde haber ver” es “Çişin kakan geldiğinde tuvalete git” esssss… Uzun cümle yok. Net!

 

 

 

 

NOT: Bu blogta, aynı konu hakkında yazdığım bir yazının diğer yazıyla alakasının olmama ihtimali yüksek. Biri, o olay gerçekleşmeden önce yazılmışsa, diğeri olay sırasında ve bir diğeri, olay sonrasında, en diğeri, olayın tüm kritiği filan olabilir. Belli bir nizam yok yani ama şunu anladım sanırım, istediğiniz uzmanla ne konuşursanız konuşun, çocuğunuza uyguladığınız yöntem, çocuğunuzun uygulamanıza izin verdiğidir. Mesela Bengi Hanım’ın söylediği “Kararlı bir ses tonu her zaman işe yaramıştır” sözü, Bengi Semerci’nin danışanlarının çocuklarında, Bengi Semerci’nin ağzından çıkan “Kararlı” cümleler olabilir ama bir annenin ağzından çıkan “Kararlı” cümle, ancak 1869854 kere tekrarlanacak ve işe ya yarayacaktır ya da yaramayacak!

 

 

 

 

Tabi ki Prof. Bengi Hanım’ın söylediklerini de, bu zamana kadar edindiklerimi de kendime rehber belledim. Hangisi, nasıl tutarsa ama dikkat ediyorum;

 

 


  • O tuvaletteyken tuvalete girmemeye, onu tuvalete koyar koymaz olay yerini terk etmeye,
  • Özellikle başkalarının yanında ve yüksek sesle “ÇİŞ”, “KAKA” mevzularının konuşulmamasına,
  • Bir şey söyleyeceksem illa kulağına ve sessizce söylemeye,
  • ÇİŞ”, “KAKAkonusunda Eren’le de çok fazla konuşmamaya…
  • “Ben tuvalet yapmak istemiyoruuuuuuum” diye mızıldandığında “Olabilir ama oturmamız gerekiyor” deyip uzaklaşmaya…

 

 

 

 

 

Yine o muhteşem cuma akşamı Eren uyuduktan sonra şöyle bir not almışım:

Daha önce de tuvalet eğitimi işine giriştiğimiz ama çeşitli sebeplerden 3 ay ara vermeyi umduğumuz, daha 2. ayda “HAZIRIM-BAŞLAAA” sinyali aldığımızdan tekrarlamaya karar verdiğimiz, daha doğrusu karar verdiğim ( Bu ani kararı aldığımda yanımda kimse yoktu) tuvalet eğitiminde kendimi daha tecrübeli ve tabi ki daha bilgili hissediyorum.

 

2. çocuk haberini verdiğim herkes, “Ohhh iyi, hem daha tecrübelisin” diyerek kutladılar beni. Ne kadar tecrübeli olduğumu o zaman göreceğiz ama bu tuvalet eğitimi işi de benim için 2. Çocuk gibi bir şey. 2. Kere yeniden başlıyoruz en nihayetinde… Kendimi Eren’den daha emin bir anne gibi hissediyorum.

 

 

demişim. Vay vay vay vay. Tabi, araya koca hafta sonu girmemişti ve bir olayın neresinde olduğumu bilmeden yazıvermişim. “Emin” kelimesi sadece bir “İSİM” olabilirMİŞ, ne bileyim?

 

 

 

 

Neden?

Çünkü, Eren daha önceki turda çişini yere de yapıyor olsa haber veriyor (DU) yani, demek ki rahatsız oluyor (DU) ama şimdi yere boylu boyunca uzanıp işemeye başlamaktan, restorandaki sandalyenin üzerinde çişini yapmaktan (Sandalyenin paçalarından çiş damlıyordu), mama sandalyesinde çişini yapmaktan rahatsız değil gibi görünüyor. Ben ya da babası tutup kaldırana kadar gitmiyor, söylemiyor, umursamıyor GİBİ GÖRÜNÜYOR. Tüm bu çiş bırakmaların yanında elde, var 1 kaka kaçırma ya da bildiğin rahat rahat kakayı bırakma.

 

 

 

 

Tüm bunların peşinden, Eren’in rahat davranışını kendime rehber edindim. O ne kadar rahatsa ben de fazlasıyla rahat davranarak, sanki sinirlerim alınmış gibi davranmaya çalıştım. Bunda en büyük etki, hafta sonu Yasin’in de bizimle olması, hatta pazar günü, hem Yasin’in hem de ablamın bizimle olması olabilir ama sakin miydim? Sakindim. Farklı konularda gerginleşebildim ama içinde “Çiş”, “Kaka” olan konularda asla yüksek sesle konuşmadım.

“Aaaaa işiyorsun işte oğlum koşsana tuvalete” demedim.

“Neden gözümün içine baka baka işiyorsun?” demedim

Sessizce kulağına “Tatlım çişin gelince tuvalete! Tamam mı?” dedim, evet bunu dedim, o da “Tamam” dedi ve konuyu kapattı, ben de açmadım.

 

 

Prof. Bengi Semerci, “2 saatte bir çiş için, her yemekten sonra kaka için tuvalete götürün demişti. I- ıh, bizde bu taktik ıslak sonuçlandığından, taktiği, Eren’in su tüketme kapasitesine göre düzenledik, çok su, çok sıvı, 20 dk’da bir çiş molası; az sıvı, 1 saatte bir çiş molası! Kakasını kestiremediğim bir çocuğum olsa da bu aralar sabah uyanınca ve biraz hareket edince kaka yapma düzeni olduğunu bildiğimden, sabah uyanınca azıcık koşturup tuvalete oturtuyorum. Böylelikle Pazar sabahı tuvalete isabet ettirdik kakayı.

 

 

 

 

Yine Bengi Semerci’nin “Gece o uyuduktan sonra bez takabilirsiniz ve uyanmadan çıkarmalısınız” söylemini dikkate alarak Cuma gecesi o uyuyunca bezi takıp o uyanmadan çıkaramadık, çünkü o uyanmadan uyanamadık, bu nedenle cumartesi gününün “günaydın kakası” beze isabet etti, kakayı temizler temizlemez külot giydirip çıktık evden.

 

 

 

Hafta sonu Yasin’in olması meğer ne mükemmel bir şeymiş. Çooook uzun zamandır hafta sonu çalışıyor ve ben çooook uzun zamandır hafta sonu babasız eylemeye çalışıyorum Eren sarısını.

 

 

 

Bu sefer öyle olmadı, Darıca Hayvanat Bahçesi’ne gittik ve bütün tuvalet mesailerini Yasin’le yaptı Eren. Cumartesi günü sırt çantasına doldurduğum onca külot, şort, çorap, akşam eve bir kirli poşetinde geri geldi, çanta kuşa döndü. Tüm gece makine çalıştı ve onları asmadan uyuyamadım, zira kurumaları, ütülenmeleri ve ertesi güne hazır olmaları gerekiyordu.

 

 

 

Canımı dişime taktım, hepsini hazır ettim. 🙂

 

 

 

Pazar günü kahvaltıya gittiğimiz Dolmabahçe’de, sandalyelerin delikli ve plastik olması beni çok mutlu etti. Ne zaman? Eren işediği zaman! Kahvaltısına ara vermeden şarıl şarıl işemiş ve hiçbir belirti vermemişti. Ben yerdeki küçük göleti görene kadar fark edemedik tabisi. Diğer sandalyeye de izini bıraktıktan sonra kalkmaya karar verdik ve erkek çocuk ebeveynlerinin özellikle araba yolculuklarında vazgeçilmezi olan pet şişeye başvurduk arabaya binmeden, çünkü tuvalet çok uzak ama evimiz çok yakındı!!! Neden bu şişeyi kullandığımızı anlatarak işemesini istedik ve işini halledince arabaya bindik. Tüm anlattıklarım ve daha fazlası evde de tekrarlandı, kah çeşitli yerlere, kah tuvalete. Gece ise, içtiği suya göre uzun süre denebilecek bir zamanda kuru olduğunu fark edince, çişini tuttuğunu düşündük ve uyurken tuvalete oturttuk (Ki bu da Bengi Hanım’ın söylemine biraz yan çiziyor), evet 🙂 İŞEDİ!!! Hem de düşündüğümüz gibi, sanki çişinin geldiğini biliyormuş da tutmuş gibi, sanki bedeni bunun için bir mekanizma geliştirmeye başlamış gibi. Tabi bir sefer için böyle sevinç nidaları atmayacağım, sabırla devam edip göreceğiz.

 

 

 

 

 

NOT: Başlık çok manidar oldu sayın seyirciler. Çişleri SİL BAŞTAN. Koltuğu SİL BAŞTAN. Sandalyeyi SİL BAŞTAN. SİL BAŞTAN…

 

 

 

 

 

Sabrıma sonsuzluk diliyorum, hepimizin sabrına sonsuzluk… AMİN.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*